15 10 2009

Nefs Çeşitleri

   قİnsan dünyayı yense, kendini yenmedikçe, hepsi boşmuş.” Tasavvuf ehli Kur’ânı Kerîm’in kılavuzluğunda nefsi, 7 mertebe(basamak) olarak tespit etmişlerdir. 1) Emmâre nefs,2) Levvâme nefs,3) Mülhime Nefs,4) Mûtmainne Nefs,5) Râzıyye Nefs,6) Merdiyye Nefs ve7) Kâmile Nefs. Her benlik; kendi gözlemini çok tarafsız bir şekilde ve sükûnetle yapabilmesi için, nefs mertebelerini ve nefsin sıfatlarını dikkatle ve düşüne düşüne okumalıdır. Acaba hangi sıfatların sahibiyiz ve kaçıncı basamakta bulunmaktayız? Yapılan doğru bir gözlem neticesindenefsin sahip olduğu sıfatlar; en alt ile bir üst sırada bulunanı olduğu gibi, iki-üç sıraya kadar da yayılanı olabilmektedir. En alt sırada bulunanlar, hiç vakit kaybetmeden Yüce Yaratıcı’sına sığınmalı ve tövbe etmelidir. Nefs sıfatları birkaç basamağa yayılmış olan benlikler, daha da yücelebileceklerinin işaretini almış olurlar. Hemen alt basamaktaki nefs sıfatına cihat açmalı, onunla savaşa girmelidir. Nefsin Terbiyesi son bölümümüzde detayları ile açıklanmıştır. Üst basamaklarda bulunan cennet ehli kullara ne mutlu. Onlar, bu Dünyada iken mutluluğa ve kurtuluşa kavuşmuşlardır. Cenâbı Allah’a hamd ve şükürler olsun, bizleri de iman vehidayet nimetlerinden yoksun bırakmasın! 1) EMMÂRE NEFS 12/53: …Nefs kötülüğü şiddetle emreder… 47/12: …Kâfir olanlar; zevk edip eğlenmeye bakarlar, hayvanların yediği gibi yer içerler. Onların varacakları yer ateştir. Emmâre Nefs, kötülük emreden nefs demektir. Nefsin en aşağıda ki mertebesidir. O insan bedeninin istek ve arzularına dönük, zevk ve şehveti tanrı edinen kötü bir yaşam tarzını seçmiştir. İnsanların büyü... Devamı

15 10 2009

Dervişlik Hakkında Garib Neccarzade

  قDerviş olmak kolay bilirdim.  Halbuki zorun zoruymuş...  Dervişliği zikretmek zannederdim.  Meğer zikr ile kalbi yumuşatmakmış. Kalbi yumuşatıp bir rabbani bir mahal haline getirmekmiş.  Dervişliği tesbih çekmek zannederim.  Dervişlik toprak gibi olmakmış. Zikrullahdan doğan ilahi esintileri burcu burcu kainata saçmakmış.  Dervişliği sakal bırakmak zannederdim.  Dervişlik Sünnet-i Seniyye'ye uymakmış. Yoldaki çöpü dahi kaldırmakmış.  Dervişliği cübbe giymek zannederdim.  Meğer cübbe gibi tüm canlıların ayıp ve kusurlarını örtmekmiş.  Dervişliği yan gelip yatmak zannederdim.  Meğer dervişlik az uyumakmış.  Dervişliği cahillik zannederdim.  Meğer dervişlik esnafsan günde üç saat hocaysan günde yirmi dört saat kitap okumakmış.  Dervişliği delilik zannederdim.  Meğer dervişlik akıllı olmakmış.  Dervişliği cezbe ile söylenen büyük laflar zannederdim.  Meğer dervişlik kıl kadar Ehl-i Sünnete ters olmamakmış.  Garib Neccarzade....ق Devamı

15 10 2009

Tekke Eğitimin Bazı Özellikleri

1-Bu eğitim zorunlu bir eğitim değildir. İnsanların dinin esaslarını öğrenmeleri zorunlu olmakla beraber tekke eğitimi zorunlu değildir.2-Belli bir yaş sınırı yoktur. Tekke eğitiminde şu yaş ya da bu yaşta bu eğitime başlanmalıdır diye bir kural yoktur.3-Mürşid gereklidir. Sufi yolunun olmazsa olmazlarından biri bu ilkedir. “Şeyhi olmayan şeyhi şeytandır.” Sözü “Tasavvufa girmeyenin hali haraptır.” anlamında değildir. Bu söz, “kendine yolda yürümek için rehber şahsı bulmak” anlamındadır.4-Mürşidi aramak gerekir. Bu ilke yukarıdaki ilkeyle ilişkilidir. Herkesin mürşidini aramak ve bulmak özgürlüğü vardır. Yolcu adayının ailesinin veya yakın çevresine bağlanmak gibi bir zorunluluğu yoktur.5-Birebir eğitimdir. Mürşid müridleriyle tek tek ilgilenir. Mürşid, ruhi yapılarına ve kültürel düzeylerine göre kendilerine “vazife” verir.6-Mürşidler arasında mürid alışverişi vardır. Bu alışveriş günlük alışverişten farklı ruhların birbirini anlamasıdır. Bir mürid mürşidi vefat ettiğinde mürşidin halifesine bağlanabileceği gibi başka bir mürşide de bağlanabilir.7-Teslimiyetçi bir eğitimdir. Bir mürşide bağlanan mürid bu yolda itiraz hakkına sahip değildir. İtiraz gönülden gönüle olan bağı keser.8-Süresi belli değildir. Eğitimin süresi belli değildir. Çok kısa süre de olabilir, uzun süre de olabilir.9-Yatılıdır/Gündüzlüdür. Tekkenin yapısına göre eğitim tekke içinde de olabilir, dışında da olabilir.10-Masrafları genellikle vakıflar karşılar. Cami ve medreselerde olduğu tekkelerin masrafları vakıf denilen bir kurum tarafından karşılanır.11-Özel bir mekân gereklidir. Melamiler hariç her sufi ekolün eğitim sistemine uygun mekânı vardır.12-Türkçe, Arap&... Devamı

15 10 2009

Mevlana 802. doğum yıldönümünde yeniden hatırlandı/Dünya Mevlana

Ölümü vuslat, bir düğün gecesi olarak gören Mevlana'nın ölümünün üzerinden yaklaşık sekiz asır geçti. O sevgilisine kavuşurken, geride tüm dünyanın ilgi ve hayranlıkla okuduğu birbirinden kıymetli eserler bıraktı…Mevlana Celaleddin-i Rumi... Bir büyük Allah dostu, tasavvuf mesleğinin kâmil mürşidi, Mevlevilik yolunun pîri. Fani alemden geçeli sekiz asır olmasına rağmen hala insanlara yol göstermeye devam ediyor. Batı'da pek çok kişi onun vasıtasıyla İslâm'la tanışıyor. Eserleri, her dönem, dünyada çok satan kitaplar listesinin üst sıralarında yer alıyor. Türbesi ziyaretçi akınına uğruyor. Mesnevi'nin girişinde 'Herkesin zannında dost oldum' dediği gibi, herkes bir şekilde kendini ona yakın görüyor. O ise kendini "Ben canım bedende oldukça Kur'an'ın bendesiyim. Muhammed Muhtar'ın ayağının tozuyum." diye anlatıyor. 802. doğum yılını kutladığımız şu günlerde “Mevlana’yı ne kadar anlıyoruz?” sorusu geliyor akıllara... İşte Allah yolunda geçen bir ömrün hikayesi… Asıl ismi Muhammed Bugün Afganistan sınırları içinde yer alan Belh şehrinde 30 Eylül 1207'de dünyaya gelen Mevlana'ya, Muhammed ismi konuldu. Dedesi'nin lakabı da Celaleddin olduğu için Muhammed Celaleddin denilmeye başlandı. Dönemin en büyük alimlerinden olan Bahaeddin (Sultan) Veled'in oğlu olan Mevlana ve ailesi, Belh şehrinde siyasi istikrarın ortadan kalkması ve Moğol istilası tehlikesi üzerine göç ederek, dönemin ilim ve sanat merkezi konumunda olan Bağdat'a geldi. Oradan Kutsal Topraklar'a geçip hac görevini yerine getiren aile, daha sonra Şam, Malatya ve Erzincan üzerinden eski adı Larende olan Karaman'a ulaştı. Baba Bahaeddin Veled, 1225 yılında, 17 yaşında olan oğlu Muhammed... Devamı

15 10 2009

Mahmud Esad Coşan Ve Hayatı

HAYATI Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi 14.4.1938 tarihinde, Çanakkale’ye bağlı Ayvacık ilçesinin Ahmetçe köyünde dünyaya geldi. Babası Halil Necati Efendi, annesi Şadiye Hanım’dır. Babası ile annesi üçüncü kuşakta aynı kökte birleşmektedir. Hz. Hüseyin Efendimiz’in soyundan olan dedeleri Buhara’dan gelip Çanakkale’ye yerleşmişlerdir. Büyük dedesi Molla Abdullah Efendi, İstanbul’da ilim tahsilinde bulunmuş ve dönemin ünlü meşâyihinden Gümüşhâneli Ahmed Ziyâüddin Efendi’nin yakın bağlıları arasına girmiştir. Dedesi Molla Mehmed Efendi ise Fatih medreselerinde okuyup icazet aldıktan sonra, Birinci Cihan Harbi’ne iştirak etmiş ve bu savaşta şehit düşmüştür. Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi’nin babası Hâfız Halil Necati Efendi 1942 yılında çocuklarının tahsili için İstanbul’a göç etti. Es’ad Coşan Hocaefendi ilk öğrenimini Eminönü Vezneciler İlkokulu’nda, 1950 yılında tamamladı. Bu arada babası vasıtasıyla dönemin âlim ve âriflerinden Serezli Hasib ve Abdülaziz Bekkine Efendilerle tanıştı. Sohbet meclislerine devam etti. Vefa Lisesi orta kısmından 1953, aynı okulun lise kısmı Fen Kolu’ndan ise 1956 yılında mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi bölümünü 1960 yılında bitirdi. Arap Dili ve Edebiyatı, Fars Dili ve Edebiyatı, Ortaçağ Tarihi ve Türk-İslâm Sanatı sertifikaları aldı. Fakülte son sınıfta iken Mehmed Zâhid (Kotku) Efendi’nin küçük kızı Muhterem Hanımefendi ile evlendi. Fakülte’den mezuniyetini müteakip girdiği imtihanı başarı ile vererek Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Klasik-Dînî Türk&c... Devamı

15 10 2009

Mehmet Zahid Kotku Hocaefendi -Hayatı

    ق   Rahmetullàhi Aleyh'in adı Mehmed Zâhid, soyadı Kotku idi. Kendisinin naklettiğine göre babası ona: "Oğlum Mehemmed!" diye hitap edermiş. Soyadının "mütevâzi" mânâsına geldiği nüfus cüzdanının başına not edilmiş idi. Tevellüdü 1315 hicrî kamerî (rûmî 1313, milâdî 1897) yılında Bursa şehrinde, kale içinde Türkmenzâde Çıkmazı'ndaki baba evinde vâki olmuştur. Ailesi Baba ve annesi Kafkasya'dan 1297'de göç eden müslümanlardandır. Dedeleri Kafkasya'da Şirvan'a bağlı eski bir hanlık merkezi olan Nuha'dandır ki burası dağ eteğinde, ipekçilikle meşhur, ahalisi müslüman, hâlen Azerî Türkçesi konuşulan bir yerdir. Babası İbrahim Efendi Bursa'ya 16 yaşlarında iken gelmiş, Hamza Bey Medresesi'nde tahsil görmüş, muhtelif yerlerde imamlık yapmış, Hazret-i Peygamber SAS sülâlesinden bir Seyyid'dir. 1929'larda 76 yaşlarında iken Bursa ovasındaki İzvat Köyü'nde vefat etmiş ve oraya defnolunmuş, ehl-i tarîk bir kimsedir. Annesi Sabîre Hanım, Mehmed Zâhid Efendi 3 yaşlarında iken vefat etmiş, Pınarbaşı Kabristanı'na gömülmüştür. Bu anne ve babadan doğma ağabeyi Ahmed Şâkir (1308 - 1335) subaylık yapmış, Kudüs'te Çanakkale'de bulunmuş, siperlerde hastalanmış ve 28 yaşlarında iken vefat edip Söğütlüçeşme'ye defn olunmuştur. Aynı anneden bir küçük kardeşi daha olmuşsa da çok yaşamamış birkaç aylık iken vefat etmiştir. Babasının ikinci evliliği yine Dağıstan muhacirlerinden, Fatma Hanım'la olmuştur. Ondan doğma ... Devamı

15 10 2009

Hafıza Teknikleri-Hafızlık

Lisan öğrenmenin , ezberlemenin teknikleri vardır. Radyoda filân anlatıyorlar. Adam kırk - elli kişiyi diziyormuş da , hepsinin ismini sorduktan sonra bir defada tekrar ediyormuş. Bunların tekniklerini de öğrensin ! Hafızayı iyi kullanma teknikleri... Benim âcizâne yazdığım bir kitapta da ( Başarının Prensipleri ) böyle bir bölüm var ; oraları okusun kardeşlerimiz !Hafızanın çeşitleri vardır ; göz hafızası , kulak hafızası... vs . Ömer Ziyâeddin Efendi de kuvvetli hafızmış . Buhârî - yi Şerif de ezberindeymiş , onu da ezberlemiş . Altı saatte Kur'an-ı Kerimi okurmuş , hatim indirirmiş . EZBERLEYEBİLMEK BİR MEZİYET :Peygamber Efendimizin öğretim metodunu bilmek lazım ! Peygamber Efendimiz , farzların hepsini bir oturuşta sıralamazdı . Al sana 54 tane farz… Tıkır tıkır , tıkır tıkır… Kim hatırında tutacak ? Kağıt kalem yok o devirde… sonra ümmi adam… Mesela bugün 20. Yüz yıl da bile , adam bana geliyor da “ Elem neşrahleke suresini ” ezberleyemiyor. Ezberleyemiyorum diyor. Beş satır , altı ayet sureyi ezberleyemiyor. Bir “ Elem neşrahleke ” suresini haftalardır ezberleyemiyor . Demek ki ezberleyebilmek bir meziyet , güzel bir şey . Bu çağı değerlendirmek lazım , bu imkanları güzel yolda kullanmak lazım .BAZI ŞEYLERİN UNUTULMASI BİR NİMET :Unutmak insan zihninin bir işi... O da lâzım , çünkü unutma olmazsa , yeniden alacak yer de kalmaz. Bazı şeylerin unutulması da bir nimet...Üzüntülerin unutulması lâzım , onların kafada yer etmemesi lâzım ! İLMİN ÂFETİ UNUTMAKTIR BAZI ŞEYLERİ UNUTMAMAK İ&Cced... Devamı