22 03 2011

Nurettin Topçu Biyografi (Vikipediden)

Dr.Nurettin Topçu (d.1909, İstanbul - ö.10 Temmuz 1975, İstanbul). Türk yazar, akademisyen ve fikir adamı. Hayatı   Nurettin Topçu baba tarafından Erzurumludur. Ailesi Topçuzâdeler diye tanınır. Dedesi Osman Efendi, Erzurum'un Ruslar tarafından işgali sırasında Türk ordusunda topçuluk etmiş; bu lâkap oradan kalmıştır. Babası Topçuzâde Ahmet Efendi ailenin tek evladıdır. Hayvan ticareti yapmak üzere İstanbul'a göçmüştür. Nurettin Topçu altı yaşında Bezmiâlem Valide Sultan Mektebi'nin ana kısmına yazılır. Burayı bitirdikten sonra Büyük Reşit Paşa Numune Mektebi'ne verilir. Mektebi birincilikle bitirir. Babası Ahmet Efendi Çemberlitaş'ta kasap dükkânı işletmeye başlamıştır. Reşit Paşa Mektebi'nin sarıklı hocası Osman Efendi bir gün babasına "Osman Nuri büyük adam olacak" deyince çok az gülen babası hayli mütehassis olur. Bu sıralarda sakin, biraz içe dönük bir mizaca sahiptir. Küçük bir sandıkta kitap ve gazete biriktirmek merakı vardır. İmlâ öğretmeni Nafiz Bey, Topçu'nun hayatı boyunca sürecek Mehmet Âkif sevgisini uyandıracaktır. Eğitim Hayatı Liseden mezun olan Topçu, kendi kendine Avrupa'ya tahsil imtihanlarına girer ve 1928'de kazanır. Hamdi Akverdi, Vehbi Eralp, Ziya Somar gibi şahıslarla birlikte bursu olarak Fransa'ya gider. Daha önce giden Remzi Oğuz Arık, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Cevdet Perin, Bedrettin Tuncer Paris'tedirler. Daha sonra bu şahıslarla, bilhassa Remzi Oğuz ve Ziyaeddin Fahri ile görüşmeleri olacaktır. Topçu önce Bordo Lisesi'ne nakledilir. İlk yazı denemelerini burada kaleme alır ve üye olduğu Sosyoloji Cemiyeti'ne gönderir. Moris Blondel'i bu lise döneminde ta... Devamı

22 03 2011

Nurettin Topçu-Var Olmak Alıntılar

  Blondel: “Ağlayabilenler ne bahtiyardır!Onlar asla bedbin değildirler.Felaket her zaman zannedildiği gibi fena değildir…Çünkü ona ümit ve vehimler kalıyor.Zengin olanlar sizsiniz ey zavallı açlar ve arzusu olanlar! Çünkü dünya saadetlerinin hissedemiyerek arzularınız müthiş bir hırsla ona başlanıyor.Halbuki tokluktan ve doluluktan hayatın imtihanını sonuna erdirmiş olanlar onu bilirler,zevksizlikten ve yokluktan başka bir şey çıkmıyor.Servet muvaffakiyetler,bu da ne? Bir çanak çirkef için iki it hırlaşıyor,kazanan bir şey bulamayacak. Var olmak:gerçek manasıyla var olmak,hareketleriyle düşüncesini  sonsuzluğa istinat ettirmek demektir ve böylelikle kendi varlığını sonsuzlukta aramak demektir. İnanmak:Benliğin kendi mukadderatı önünde verdiği imtihandır.Onu aşk ile bağrına basanlar,bu imtihanda başarılı oldular. Aşk,Ümitsiz varlığımızı sonsuzluğa doğru uçuran kanattır,sonsuzluğun ümididir.Varlikların hepsiyle dolup taşmaktır.Eşyada yaşamak ve eşyanın bizde yaşayışına şahit olmaktır.Aşk,dünyaların her an yeniden yaratılma şevkidir,ebedi ruhlardan bize doğru bir akım,fenadan bekaya bir intikaldir. Millet kültürünün ağacını dikecek ve millet ruhuna hayat getirecek nesiller,inanışla sevgi mabedinin mihrabında önce tövbe etmeli sonra da inanmayı ve sevmeyi öğrenmelidirler. İstek ve iştihalariyle ferdi duygulardan ve her türlü menfaatler sisteminden kendini kurtararak sonsuzluğun ilhamı ile düşünen insan,mutlak hakikatlere ulaşmıştır. Bilmek seyretmek değildir,bir sırrı çözmektir. İnsanı idare eden bir büyük kanun  var:İçsel ve sebepsiz sıkıntı kanunu.Bütün hareketlerimiz o kanunun emriyle yapılıyor. İnsan hayatı aşk ile ölüm arasında sürekli bir sallan... Devamı

25 02 2011

Devrimcinin yürüyüşü-Rasim Özdenören

—Filistin, Tunus, Mısır, Cezayir, Ürdün, Yemen, Libya, Bahreyn ve Ortadoğu'nun tüm şehitlerine ve gazilerine- Bir devrimciyi hareket geçiren biricik saik ancak devrimin özgül hedefi olabilir. Devrimcinin gözünde devrimini gerçekleştirmenin dışında bir başka hedef bulunmaz. Başka her türlü hedef devrimcinin yolunu şaşırtır. Adalet ve özgürlük de devrimin özgül hedefi cümlesindendir. Ölmeyi kimseye salık veremeyiz. Devrimcinin hedefi de ölmek değildir. Ancak hedefe giden yolun üzerinde ölüme rastlanırsa devrimci ona da aldırmaz. Devrimci ölmek için harekete geçmez, fakat yolunun üzerinde ölümün pusu kurduğunu bilmesi de onu yolundan alıkoymaz. Bilakis, eğer bir adım daha ileriye geçmesi için önündeki mayına basmaktan başka bir yol görünmüyorsa, o, o mayının üstüne basmaktan geri durmaz. Devrimcinin yolunu kesen kimdir dersiniz? O, statükoyu hayatı pahasına savunmak isteyen dar kafalının biridir. O, vaktiyle bir devrimin ürünü olarak düzenlenmiş olan statükoyu hâlâ devrimin bir parçası sayan geri kafalı biridir. Yeni ile eskinin savaşımında galip gelecek olan daima yenidir. Gençlik ile içi geçmiş arasındaki savaşımda da kimin kazanacağı önceden bellidir. Devrimci ile tutucu sürekli çatışma halindedir. Statükoyu savunan, statükonun üzerine abanan sanır ki, savunmak istediği statü hâlâ eskiden sahip olduğu yeniliği muhafaza etmektedir. Bu bakımdan durumu emekli bir devrimcinin haline benzer. Kendi halinden haberdar olmadığı için aslında acınası bir durumda olduğunu da bilecek halde değildir. Don Kişot'un ıskartaya ayrılmışı da denebilir ona... Tutucu kendini eskinin zin... Devamı

14 02 2011

14 Şubat'ı mı Kandili mi KUTLARSINIZ?

Mutlu tesadüf! Bugün 14 Şubat, hem Mevlid Kandili, hem sevgililer günü. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez`e göre "iki kutlamanın aynı güne denk gelmesi güzel bir tesadüf veya tevafuk". Sayın Başkan, Mısır`da 60 yıldır süren dikta rejimine karşı başlayan halk ayaklanmasında da "dinî faktör"ün az bir paya sahip olduğunu söylemişti. Açıklamasına göre, başka siyasi, toplumsal ve ekonomik faktörlerin de payına bakmalı. Hemen her şeyi dine bağlamak yanlış. Sadece Diyanet İşleri Başkanı değil, "akademik kimliği"yle de konuştuğunu özellikle belirten Sayın Görmez`in, Lübnanlı Hıristiyan yazar Halil Cibran`ın Derviş kitabındaki el Mustafa`nın münzevi hayatı bitirip de etrafını saran şehir halkıyla olan diyaloglarından haberdar olmadığını sanmıyorum. Belki bir gün bunu Sayın Başkan`a sorma fırsatımız olur. Gelelim, "iki mutlu günün tesadüf etmesi"ne. Artık mecburiyetten âdet haline getirdik, birer "dinî-kültürel bid`at" olarak hayatımıza giren bazı günlerin kutlamalarıyla ilgili yazılar yazıyoruz. Kur`an ve Hz. Peygamber (sas)`in güvenilir tatbikatı temel alındığında, İslam tarihinde Kadir Gecesi`nden başka kutlanacak gece yoktur. Bütün geceler kutsaldır, her gece Allah`a ihlas ve huşu ile ibadet edilir. Kadir Gecesi`nin önemi, Kur`an-ı Kerim`in bu gecede indirilmiş olması dolayısıyla kutsalın bunda kesafet kazanmasıdır. Cuma günü, Ramazan ayı ve iki bayram (Ramazan ve Kurban) gibi bir öneme sahiptir. Bunun dışında Mevlid, Miraç, Beraat, Kutlu Doğum Haftası gibi geceleri ve günleri Hz. Peygamber (sas)`in, ashabının ve tabiinin kutladığına dair güvenilir tek bir kayıt yok. Çok sonraları özellikle Türkiye ve İran`da hayli revaçta olan bu gecelerin kutlanması, tar... Devamı

11 02 2011

Allaha şükür naMübarek gitti..İhvan-ı Müslimin Kurucusu Hasan El

1-AÇIK KALPLİYİZ İnsanlara gayemizi açıklamayı, metodlarımızı gözlerinin önüne sermeyi ve gizlilik-kapalılık olmaksızın dâvamızı anlatmayı bir vazife biliriz. Dâvamız güneşin ışığından daha nurlu, sabahın beyazlığından daha açık, gündüzün aydınlığından daha parlaktır.   2-MÂSUMUZ Müslüman kardeşlerin dâvasının tertemiz ve masum bir dâva olduğunu bütün müslümanların bilmesini candan dileriz. Dâvamız şahsî çıkarları aşan, maddî menfaatleri küçümseyen,  nefsî  arzuları  geride bırakan  ve Allahü Tealânın İslama davet edenler için çizdiği yolda süratle yürüyen bir dâvadır: «De ki: —Benim yolum budur, ben ve bana uyanlar bilerek insanları Allah'a çağırırız. Allah'ı her türlü ortaktan tenzih ederim. Ben Allah'a ortak koşanlardan değilim.»!') insanlardan bir şey istemiyoruz. Ne malda gözümüz var ne mükâfatta, ne şanda gözümüz var ne de şerefte. Mükâfatımızı ancak bizi yaratan Allahtan bekleriz.   3-HAKİKATİ  SEVERİZ: İslâm milletini canımızdan daha fazla sevdiğimizi, kurban olmak gerekirse müslümanların izzeti, şerefi, dini ve hedefleri uğrunda canımızı feda etmeyi kalpten istediğimizi, milletin bilmesini isteriz. Şüphesiz, müslümanlara karşı kalbimizde beslediğimiz hadsiz-hududsuz sevgiler, hislerimize hâkim olan muhabbetler, geceleri uykumuzu kaybettiren, gözlerimizi pınara çeviren üzüntüler bizleri bu tutuma sevkat-miştir. Milletimizin bu vaziyetini gördüğümüz halde zelil (1) Yusuf Suresi: 108. olmayı kabul etmemiz veya ümitsizliğe düşmemiz asla mümkün değildir. Biz A... Devamı

10 02 2011

..

Bizi ve hatta çağımızı, ilme sayglı , ahlâka bağlı , âhirete inançlı, sorumluluk duygusuna sahip, adil,merhametli,ebediyete gönül vermiş, vefakâr, fedakâr, cesur ve zarif insanlar yetiştirdiğini ispat etmiş olan ince ve eşsiz kültürümüz kurtaracaktır. Bu kültürümüzü iyi tanımalı,yaşamalı ve yaşatmaya çalışmalıyız. Prof.Dr.Mahmud Esad Coşan(rha) Devamı

30 01 2011

Kurtlar Vadisi kurtluk mu yaptı?-Bülent Akyürek

  Yazmış olduğum “Hür Adam, Av Mevsimi vs…” film eleştirilerinden sonra çok tepki topladım ama dünden beri kendi kendimi yedim, dayanamıyorum… Kurtlar Vadisi Filistin filmi çekilirken “Mavi Marmara Olayı” yaşandı, daha sonra filmin negatiflerinin yandığını, yeniden çekeceklerini ve MAVİ MARMARA eksenli olacağını söylediler. Hatta aylar sonra “Mavi Marmara Gemisi” yurda döndü, çekimler yapıldı, piyasaya verilen fragmanlar hep Mavi Marmara Baskını görüntüleriyle doluydu. Nefeslerimizi tutup filmin yayınlanacağı günü bekledik. Ben, hayatım boyunca on dakika “Kurtlar Vadisi” izlememiş bir adamım. Polat Alemdaroğlu’nun oyunculuğundaki yeteneksizlik ve tekdüze duruş hep sinirlerimi bozmuştur, fakat dediğim gibi işin içine “Mavi Marmara” girince, onlara önyargım kalmadı… 29 Ocak’ı bekledim sabırsızlanarak. Film, herkesin bildiği “Mavi Marmara Baskını” görüntüleriyle başladı. Aktivistler, ellerindeki sopalar ve fotoğraf makinalarıyla, ateş eden İsrail askerlerinin üstüne koşarken öldürüldü. Tüm bunlar gösterilirken, filmin jenerik yazılarını okuyordum, nasıl olsa dünya düzenini yeniden şekillendiren büyük bir olayı en az iki saat izleyecektik, fakat iki dakika süren jenerik bittiğinde “Mavi Marmara” görüntüleri de bitti ve o saniyelerden sonra film bitene kadar ne “Mavi Marmara” gösterildi ne de adı geçti… Dokuz şehit verdiğimiz, yüzyılın en büyük olayı “Mavi Marmara Baskını” Kurtlar Vadisi ekibince fragman edilmişti. Küfür mü etsem, beddua mı şaşırdım kaldım! Milliyetçi duygularla reyting yapan ekip, işin içine bu kez ümmeti de katarak daha fazl... Devamı

22 01 2011

Kritik Düşünme Ve Hayatta Kalma

Manny Edwards  – 16 Temmuz 2010 Kritik düşünmenin hayatta kalma ile ne alakası var diye merak ediyor olabilirsiniz, fakat aslında çoğunuzun bu ikisi arasındaki ilişkiyi tam olarak anladığınızı düşünüyorum. Bilgisayarınızın başındayken doğru düzgün düşünemiyorsanız yapacağınız en büyük hata yanlış birşeyler yazmak olacaktır. Fakat hayati önem taşıyan bir durumda doğru düzgün düşünemezseniz, bu sizin ölümünüze sebeb olur. Bu yüzden düzgün düşünmeyi öğrenmelisiniz. Kritik düşünme otoriter hükümetlerle uyum sağlamaz. Yanlış bilgilendirilmiş gruplar halinde düşünen ve yönlendirilebilen bir topluluğu kontrol etmek, propogandalara karşı bilinçli fertleri kontrol etmekten daha kolay olduğundan son 30-40 yıldır devletçiler akademik müesseseleri gayri-eğitim (bu kendi bulduğum bir kelimedir) merkezlerine dönüştürdüler. Sözde amaçları eğitmek olsa da ve yüzeysel olarak bunu yapsalar da, asıl fonksiyonları devlet onaylı bilgiyi yaymaktır. Böylece sadece onaylanmış belirli şeyleri bilen ve inanan bir toplum meydana getirmiş olurlar. (Fakat) insanlara doğruları ölçüp tartabilecek bir düşünme kabiliyeti öğretmezler. Öğrenciler onaylanmış ilimleri içsellemek üzerine eğitiliyor. Çünkü böyle olması devlet için daha güvenli oluyor. Tasvir ettiğimiz şey bir beyin yıkama/aşılamadır ve Batı toplumunda kanlı canlı yaşanmaktadır. Eğitimcilerin öğrencileri bilinçli bir şekilde zarara uğrattıklarını söylemiyorum, ama bu zarar hali hazırda olan eğitim sisteminin yapısının bir neticesidir. Benim bu yazıdaki ve ileride yazacağım güncellemelerderki amacım günlük hayatınıza sürekli kullanacağınızı um... Devamı

20 01 2011

Hepimiz Solucanız-Bülent Akyürek

  Gittiğim her söyleşide “Bülent abi, biz adam olur muyuz?” diye soranlara cevabımdır: Birleşik Amerika’nın Los Angelos şehrinde fizyoterapist olan Thomas Barret 1939 yılında müthiş bir buhran yaşamıştı. Sıhhati bozulmuş olduğundan çalışamıyor ve günden güne fakir düşüyordu. Cebinde son 39 doları kalmıştı. Sağlık sorunları yüzünden şehirden uzak arazilerde yaşaması gerekiyordu.        Doktor arkadaşlarından birisi aylık 5 dolar taksitle San Fernando Vadisi’ndeki küçük ve kurak tarlasını teklif eder. Burada kaktüsten başka hiçbir şey yetişmemektedir. Doktor ve karısı burada ufak bir kulübe yapabilecek kadar araziyi düzlemek için bile günlerce uğraşırlar. İşte o zaman Doktor Barret, toprağı kazarken bir solucan görüp sevinçten şapkasını fırlatır. İşte bu solucan onu hem tarihe geçirecek, hem yazar yapacak hem de zenginliğinin sebebi olacaktır. Doktor Barret, Aristo’dan o güne kadar solucan hakkında ne bulursa dikkatle okur. En kolay biçimde zahmetsiz çoğalan solucanların özelliği şöyledir: Solucan, hiç durmadan toprağı oymakta, toprağın sert kabuk gibi üst tabakasını gayet kolaylıkla ufalanabilir bir hale getirmekte ve oyduğu milyarlarca minimal tünellerle yağmur sularını arazinin her yerine ulaştırmaktadır. Doktor Barret, yağmurlu havalarda dere yataklarındaki solucanları toplar, nemli yapraklar arasında besler çoğaltır. Artık diktiği her ağacın dibine bir kürek solucan koyabilecektir. Ağaçlar, üzümler, şeftaliler, havuçlar bire dört vermeye başlar. Tek şeftalinin, havucun 500 gram geldiğine şahit olurlar. Geceleri toprağın üstünde, gündüzleri altında durmadan tünel açan solucanlar ona yardım etmeye devam ederler. Onun araz... Devamı