10 02 2011

..

Bizi ve hatta çağımızı, ilme sayglı , ahlâka bağlı , âhirete inançlı, sorumluluk duygusuna sahip, adil,merhametli,ebediyete gönül vermiş, vefakâr, fedakâr, cesur ve zarif insanlar yetiştirdiğini ispat etmiş olan ince ve eşsiz kültürümüz kurtaracaktır. Bu kültürümüzü iyi tanımalı,yaşamalı ve yaşatmaya çalışmalıyız. Prof.Dr.Mahmud Esad Coşan(rha) Devamı

30 01 2011

Kurtlar Vadisi kurtluk mu yaptı?-Bülent Akyürek

  Yazmış olduğum “Hür Adam, Av Mevsimi vs…” film eleştirilerinden sonra çok tepki topladım ama dünden beri kendi kendimi yedim, dayanamıyorum… Kurtlar Vadisi Filistin filmi çekilirken “Mavi Marmara Olayı” yaşandı, daha sonra filmin negatiflerinin yandığını, yeniden çekeceklerini ve MAVİ MARMARA eksenli olacağını söylediler. Hatta aylar sonra “Mavi Marmara Gemisi” yurda döndü, çekimler yapıldı, piyasaya verilen fragmanlar hep Mavi Marmara Baskını görüntüleriyle doluydu. Nefeslerimizi tutup filmin yayınlanacağı günü bekledik. Ben, hayatım boyunca on dakika “Kurtlar Vadisi” izlememiş bir adamım. Polat Alemdaroğlu’nun oyunculuğundaki yeteneksizlik ve tekdüze duruş hep sinirlerimi bozmuştur, fakat dediğim gibi işin içine “Mavi Marmara” girince, onlara önyargım kalmadı… 29 Ocak’ı bekledim sabırsızlanarak. Film, herkesin bildiği “Mavi Marmara Baskını” görüntüleriyle başladı. Aktivistler, ellerindeki sopalar ve fotoğraf makinalarıyla, ateş eden İsrail askerlerinin üstüne koşarken öldürüldü. Tüm bunlar gösterilirken, filmin jenerik yazılarını okuyordum, nasıl olsa dünya düzenini yeniden şekillendiren büyük bir olayı en az iki saat izleyecektik, fakat iki dakika süren jenerik bittiğinde “Mavi Marmara” görüntüleri de bitti ve o saniyelerden sonra film bitene kadar ne “Mavi Marmara” gösterildi ne de adı geçti… Dokuz şehit verdiğimiz, yüzyılın en büyük olayı “Mavi Marmara Baskını” Kurtlar Vadisi ekibince fragman edilmişti. Küfür mü etsem, beddua mı şaşırdım kaldım! Milliyetçi duygularla reyting yapan ekip, işin içine bu kez ümmeti de katarak daha fazl... Devamı

22 01 2011

Kritik Düşünme Ve Hayatta Kalma

Manny Edwards  – 16 Temmuz 2010 Kritik düşünmenin hayatta kalma ile ne alakası var diye merak ediyor olabilirsiniz, fakat aslında çoğunuzun bu ikisi arasındaki ilişkiyi tam olarak anladığınızı düşünüyorum. Bilgisayarınızın başındayken doğru düzgün düşünemiyorsanız yapacağınız en büyük hata yanlış birşeyler yazmak olacaktır. Fakat hayati önem taşıyan bir durumda doğru düzgün düşünemezseniz, bu sizin ölümünüze sebeb olur. Bu yüzden düzgün düşünmeyi öğrenmelisiniz. Kritik düşünme otoriter hükümetlerle uyum sağlamaz. Yanlış bilgilendirilmiş gruplar halinde düşünen ve yönlendirilebilen bir topluluğu kontrol etmek, propogandalara karşı bilinçli fertleri kontrol etmekten daha kolay olduğundan son 30-40 yıldır devletçiler akademik müesseseleri gayri-eğitim (bu kendi bulduğum bir kelimedir) merkezlerine dönüştürdüler. Sözde amaçları eğitmek olsa da ve yüzeysel olarak bunu yapsalar da, asıl fonksiyonları devlet onaylı bilgiyi yaymaktır. Böylece sadece onaylanmış belirli şeyleri bilen ve inanan bir toplum meydana getirmiş olurlar. (Fakat) insanlara doğruları ölçüp tartabilecek bir düşünme kabiliyeti öğretmezler. Öğrenciler onaylanmış ilimleri içsellemek üzerine eğitiliyor. Çünkü böyle olması devlet için daha güvenli oluyor. Tasvir ettiğimiz şey bir beyin yıkama/aşılamadır ve Batı toplumunda kanlı canlı yaşanmaktadır. Eğitimcilerin öğrencileri bilinçli bir şekilde zarara uğrattıklarını söylemiyorum, ama bu zarar hali hazırda olan eğitim sisteminin yapısının bir neticesidir. Benim bu yazıdaki ve ileride yazacağım güncellemelerderki amacım günlük hayatınıza sürekli kullanacağınızı um... Devamı

20 01 2011

Hepimiz Solucanız-Bülent Akyürek

  Gittiğim her söyleşide “Bülent abi, biz adam olur muyuz?” diye soranlara cevabımdır: Birleşik Amerika’nın Los Angelos şehrinde fizyoterapist olan Thomas Barret 1939 yılında müthiş bir buhran yaşamıştı. Sıhhati bozulmuş olduğundan çalışamıyor ve günden güne fakir düşüyordu. Cebinde son 39 doları kalmıştı. Sağlık sorunları yüzünden şehirden uzak arazilerde yaşaması gerekiyordu.        Doktor arkadaşlarından birisi aylık 5 dolar taksitle San Fernando Vadisi’ndeki küçük ve kurak tarlasını teklif eder. Burada kaktüsten başka hiçbir şey yetişmemektedir. Doktor ve karısı burada ufak bir kulübe yapabilecek kadar araziyi düzlemek için bile günlerce uğraşırlar. İşte o zaman Doktor Barret, toprağı kazarken bir solucan görüp sevinçten şapkasını fırlatır. İşte bu solucan onu hem tarihe geçirecek, hem yazar yapacak hem de zenginliğinin sebebi olacaktır. Doktor Barret, Aristo’dan o güne kadar solucan hakkında ne bulursa dikkatle okur. En kolay biçimde zahmetsiz çoğalan solucanların özelliği şöyledir: Solucan, hiç durmadan toprağı oymakta, toprağın sert kabuk gibi üst tabakasını gayet kolaylıkla ufalanabilir bir hale getirmekte ve oyduğu milyarlarca minimal tünellerle yağmur sularını arazinin her yerine ulaştırmaktadır. Doktor Barret, yağmurlu havalarda dere yataklarındaki solucanları toplar, nemli yapraklar arasında besler çoğaltır. Artık diktiği her ağacın dibine bir kürek solucan koyabilecektir. Ağaçlar, üzümler, şeftaliler, havuçlar bire dört vermeye başlar. Tek şeftalinin, havucun 500 gram geldiğine şahit olurlar. Geceleri toprağın üstünde, gündüzleri altında durmadan tünel açan solucanlar ona yardım etmeye devam ederler. Onun araz... Devamı

17 01 2011

Şamil Basayev -Savaş Hilesi,Strateji,Kusur,Taktik..

SAVAŞ HİLESİ “Harp, hiledir!” buyuruyor Peygamberimiz aleyhisselâm. Bir Mücâhid, Ömer İbnu’l Hattab radıyallâhu anhu’nun Saad Bin Ebî Vakkas radıyallâhu anhu’ya söylediği “Sana ve Mücâhidlerine daima doğru olmayı emrediyorum çünkü dürüstlük düşmana karşı en iyi silahtır ve en iyi savaş hilesidir” sözünü unutmaz. Bir Mücâhid asla üçkağıtçılık yapmaya çalışmaz fa-kat düşmanı şaşırtıp yanıltabilir. Bununla birlikte, onu zafer tutkusu kaplayabilir, fakat istenilen gayeye ulaş-mak için dolap çevirmeye tenezzül etmez. İşte burada onun stratejist yönü ortaya çıkar. Gücünün tükendiğini hissettiğinde düşmanına acelesi yokmuş gibi düşün-mesini sağlar. Sağ taraftan saldıracağı zaman, birliğini sol tarafa doğru getirir. Çarpışmaya gireceği zaman uyku bastırmış gibi, uyumak üzereymiş gibi yapar. “Bak, nasıl da morali bozuldu” der arkadaşları. Ama Mücâhid onların sözlerine kulak asmaz, çünkü arka-daşları dahi onun savaşta kullandığı savaş hilesi ve kurnazlıkları paylaşmayabilir. Bir Mücâhid ne istediğini bilir.  STRATEJİ Yüce Allah celle celâluhu şöyle buyuruyor: يَرْفَع ِ اللهُ الَّذِينَ آٰمَنُوا مِنْكُمْ وَالَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍ وَاللهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ “Allah, içinizden iman edenlerin ve bilgi sahibi olanların dere-cesini yükseltir.” (Mücadele, 11) Bazen bir Mücâhid, yoluna çıkan engelleri aşan bir nehir gibidir. Bazen öyle olur ki direnmek kaçınılmaz ölüme yönlendirir ve o zaman Mücâhid kendini o ko-şullara adapte eder. Yakınıp sızlanmadan dağ geçitle-rinden dolanan kayalık patikayı taki... Devamı

31 03 2010

‘Büşra’ filmi için basit bir kılavuz-Ahmet Hakan

‘Büşra’ filmi için basit bir kılavuz BİR çeşit “türbanlı” yok, bin çeşit “türbanlı” var... Şöyle ki: “Aile zoru” ile türban takan da var, “Allah rızası” için takan da... “İstemeyerek” türban takan da var, türbanını çıkarmamak için her şeyini feda etmeye hazır olan da... Saçının tek telini göstermeyen de var, saçının bazı tellerini göstermekte sakınca görmeyen de... Başını örtüp aşırı süslenen de var, hiç süslenmeyen de... Erkeklerle sadece nikâhlandıktan sonra konuşan da var, Erenler’de nargile içip erkek arkadaşlarıyla şiir tartışması yapan da... Direnen de var, direnmeyen de... Geleneksel bir alışkanlıkla başını örten de var, bilinçlendikten sonra örten de... “Bohem” türbanlı da var, “tiki” türbanlı da... Hiç kitap okumayıp kendini dünya hayatına kaptıran türbanlı da var, kitapları yalayıp yutmuş “entel” türbanlı da... Başka hayatlara acayip meraklı türbanlı da var, başka hayatlara acayip kapalı türbanlı da... “Büşra” filmindeki “türbanlı kız”, bin çeşit türbanlıdan sadece biridir. Dolayısıyla “Büşra”yı, “Türbanlı kızları anlatan film” diye seyretmek yerine “Türbanlılar içinden bir türbanlıyı anlatan film” diye seyretmek gerekir. Ancak böyle seyrederseniz, “Bu nasıl türbanlı yahu!” meselesini bir tarafa bırakıp filmin derinliklerine sirayet edebilirsiniz. ... Devamı

09 03 2010

ALLA`SEN SÖYLE NEDİR AŞKIN ASLI ASTARI!-Can Yücel

Kimine göre ufak bir çocuktur aşk, Kimine göre bir kuş, Kimi der, onun üstünde durur dünya, Kimi der, kalp kuruş; Ama komşuya sordum, nedense yüzüme Mânalı mânalı baktı, Karısı bir kızdı bir kızdı, sormayın, Aşkedecekti tokadı. Şıpıtık terliğe mi benzer yoksa Yoksa kandil çöreğine mi, Hacıyağına mı benzer dersin kokusu Yoksa leylak çiçeğine mi? Çalı gibi dikenli mi, batar mı eline, Andırır mı yoksa pufla yastıkları, Keskin mi kenarı yoksa yatar mı eline? Alla’sen söyle nedir aşkın aslı astarı! Tarih kitapları dokundurur geçer Köşesinde kenarında, Hele bir lâfı açılmaya görsün Şirket vapurlarında; Eksik olmaz gazetelerden, bilhassa İntihar haberlerinde, Mâniler düzmüşler gördüm üstüne Telefon rehberlerinde. Aç kurtlar gibi ulur mu dersin Bando gibi gümbürder mi yoksa, Taklit edebilir misin istesen kemençede, Ne dersin piyanoda çalınsa; Çiftetelli gibi coşturur mu herkesi Yoksa ağıraksak bir hava mı? İstediğin zaman kesilir mi sesi? Alla’sen söyle nedir aşkın aslı astarı! Bir hâl oldum çardakların altında Onu araya araya, Küçüksu’ya baktım, orada da yok, Boşuna çıktım Çamlıca’ya; Anlamadım gitti bülbülün şarkısını, Bir acayip gülün lisanı da; Benim bildiğim o kümeste değildi Ne de yatağın altında. Aklına esince çıkarabilir mi dilini, Başı döner mi asma salıncakta, At yarışlarında mı geçirir hafta tatilini, Usta mı düğüm atmakta, Millet der peygamber demez mi, Para mevzuunda nedir efkârı, Borç alır borcunu ödemez mi? Alla’sen söyle nedir aşkın aslı astarı! Ona rastladığı zaman duyduğu şeyleri Kabil deği... Devamı

09 03 2010

Serçeleme-Can Yücel

Çok oldunuz be serçeler Kapatırım şimdi kapıyı Dedim Dinlemediler beni Ben de kapatmadım kapıyı Varsın dinlemesinler Devamı