16/12/2009 - Patani Müslümanları?
Patani; Malezya, Senegal, Endonezya ve Brunei içine alan Malay Yarımadası’nın bir parçasıdır.
- COĞRAFİ KONUMU:
Patani; coğrafi konumu itibari ile güneydoğu Asya’da ekvator çizgisinin 5º-8º paralelleri arasında bulunmaktadır.
Patani; Malezya, Senegal, Endonezya ve Brunei içine
alan Malay Yarımadası’nın bir parçasıdır. Güneyinde Malezya ve
kuzeyinde Tayland bulunan Patani Topraklarının batısında Hint Okyanusu
ve doğusunda Çin Denizi yer almaktadır. Patani, Tayland’ın işgalinden
önce 50 bin kilometre karelik bir alana sahipti. İşgalden sonra ise
Patanililer 16 bin kilometre karelik bir alanda yaşamaya başladılar.
Bugün Patani Halkı’nın yaşadığı topraklar 4 eyaletten oluşmaktadır. Bu
eyaletlerin isimleri; Yala, Naratiwat, Stol ve Songkhla’dır.
Geri kalan bölgelerde ise Tayland Hükümeti’nin Patani
Halkı’na baskı oluşturmak için bölgeye gönderdiği ve burada yerleşim
kurdurduğu Taylandlı göçmenler yaşamaktadır. Patani’nin ikliminde
tropikal bölge iklimi görülmektedir. Mevsimler genellikle yağmurludur
ve bölge verimli topraklara sahiptir. Tarihi ve etnik açıdan Patani’de
yaşayanlar Malay Halkı’ndan sayılmaktadır ve son araştırmalara göre
Patani’nin nüfusu yaklaşık 6 milyondur.
- DİNİ:
Nüfusun çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu Patani
Halkı, Şafi Mezhebi’ne mensuptur. Bölgede Budist olan bir azınlık
bulunmaktadır. Bu azınlık Tayland Hükümeti tarafından bölgeye
yerleştirilmiştir. Bunun yanında çok sayıda Patanili Müslüman,
Tayland’ın işgali ve zulümleri nedeniyle topraklarını terk etmek
zorunda kalmıştır.
- DİLİ:
Patanililer; Malezya, Endonezya, Singapur ve
Brunei’den oluşan diğer Güneydoğu Asya ülkeleri gibi Malay dilini
konuşmaktadır. Patani Halkı bu ülkeler ile derin tarihi bağlara sahip
olmakla beraber; aynı ırktan yani “Malay” sayılmaktadırlar. Alfabeleri
ise -bazı ek harfler eklemekle beraber- Arapça’ya yakındır.

- İSLAM’IN PATANİ’DE YAYILIŞI:
İslam ilk olarak Patani’ye, Arap Yarımadası’ndan
güney Hindistan’a; daha sonra da Malay Yarımadası’na gelen Yemenli
Tüccarlar yolu ile girmiştir. Patani Halkı 15.yy.da bölgede İslam
kanunlarına göre yönetilen bir devlet kurmuştur. Bu devletin ismi
“Patani İslam Krallığı” dır. Patani Halkı’nın özgürlük mücadelesinin
temel hedeflerinden biri de, tarihte kurulan “Patani İslam Krallığı”nı
tekrar diriltmektir.

- PATANİ SORUNUNUN TARİHİ ARKA PLANI:
İngilizler’in bölgeyi terk etmesinin ardından Tayland
Yönetimi Patani’yi ele geçirme girişimlerine başladı. İlk başlarda
Patanili Müslümanların direnişi nedeni ile Budist Tayland Hükümeti’nin
çabaları başarısız kaldı. Fakat 1786 yılında Tayland, Patani’yi
tamamen işgal etti. Patani Halkı, Tayland’a bağımlı bir bölge konumuna
düştü; fakat Patanililer asla işgal güçlerine teslim olmadı.
Bunun yanında onbinlerce Patanili Müslüman
öldürüldü, Patanililerin şehirleri harap edildi, mescitleri,
medreseleri Budist Tayland Askerleri tarafından ateşe verildi.
Tayland, İngiltere ile 1909 yılında yaptığı anlaşma uyarınca Patani’nin
kendisine bağlı bir bölge olduğunu ilan etti. İngiltere tıpkı
Ortadoğu’da yaptığı gibi Güneydoğu Asya’da da sınırları cetvellerle
çizerek arkasında sorunlu bölgeler bıraktı.

- TAYLAND HÜKÜMETİ’NİN PATANİ SİYASETİ:
Tayland hükümeti Patanili Müslümanların sayısını en
aza indirme amacı ile bölgeye sürekli olarak Budistleri yerleştiriyor.
Tayland Hükümeti’nin baskı uyguladığı bir başka alan da eğitim
alanındadır.
Budist Tayland Hükümeti bölgede Malay dili yerine
Tayland dilini yaymaya çalışmaktadır. Patani’de yaşanan zulümler gerek
İslam Dünyası, gerekse de Batı’da pek fazla bilinmemektedir. Çünkü
Tayland Hükümeti Patani’de yaşananların dışarı yansımaması için medyaya
sansür uygulamaktadır. Patani dış dünyadan koparılmak istenmekte,
Patani’de yaşananlar dünyaya Tayland’ın bir iç sorunu olarak
yansıtılmaktadır. Tayland Hükümeti bölgede Budizm’i yayma amacı ile
Patani’ye budist mabetleri kurmuş, bölgedeki şehir ve kasabaların
adlarını değiştirmiştir. Gözlemcilere göre de Patani Halkı büyük bir
baskı altındadır ve Tayland tarafından ikinci sınıf insan muamelesine
tabi tutulmaktadır.
- PATANİ ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ:
Patani direnişi tarihi kökleri olan bir direniştir.
Patanililer bağımsız olabilmek ve dinlerini özgürce yaşayabilmek için 2
asırdır bedel ödemektedirler. Şu anda bölgede Patani Birleşik Kurtuluş
Örgütü olmak üzere bir çok direniş hareketi bulunmaktadır. Bu
örgütlerden bazıları şunlardır: “Patani Halk Kurtuluş Cephesi, Patani
Milli Kurtuluş Cephesi, Milli-İslamcı Patani Cephesi, Patani Kurtuluş
Ordusu ve Patani Mücahidin Hareketi” Patani Birleşik Kurtuluş
Örgütü’nün gençlik kanadı olan Patani Öğrenci Devrim Hareketi de
Budist Tayland hükümetine karşı direniş göstermektedirler. Patani’deki
direniş hareketleri, Siyonist İsrail rejimini en büyük düşmanlardan
biri olarak görmektedir. Çünkü Siyonist İsrail rejimi Budist Tayland
Hükümeti ile sıkı ilişkiler içindedir ve Patanili Müslümanlara karşı
Tayland Yönetimi’ne askeri ve istihbaratsal destek sağlamaktadır.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : Patani müslümanları,patani,malezya,malay,tayland
|
14/12/2009 - Husiler Dosyası-Kim bunlar?-Ne için savaşıyorlar?:YEMENLİ HUSİLE
1- Yemen'de Husi Hareketi
Meydanlar, on
binlerce insanla dolmuş. Kürsüdeki Yemenli “Bizim Allah'tan başka
korktuğumuz hiç kimse yok” diyor. Sözü biter bitmez meydanlardan
“Amerika'ya Ölüm! İsrail'e Ölüm! Zafer İslam'ındır” sloganları
yükseliyor.
Kürsüdeki Yemenli, henüz 29 yaşında olan Husiler'in
lideri Abdulmelik Husi'den başkası değil. Henüz 29 yaşında.
Meydanlardaki insanlar da Husiler. Yemen ve Suud ordusuna karşı
mücadele eden Husiler…
Husiler'in manevi lideri, Saada
şehrindeki Zeydi din adamlarından Bedreddin Husi. Saada şehrindeki
Zeydiler, 1986 yılında gençleri eğitmek için "Gençlik Birliği"ni kurdu.
Buradaki öğretmenler arasında Bedreddin Husi de vardı. Gençlerin
eğitimini önceleyen bu oluşum, güney ve kuzey Yemen'in birleşmesiyle
1990 yılında siyasi bir harekete dönüştü. Husiler, Zeydiler tarafından
kurulan "Hizbul Hak" içerisinde etkinliklerde bulundular.
Haraketin
lideri ise 1956 doğumlu olan Hüseyin Husi. Hüseyin Husi'yi herkesten
farklı kılan özelliği, Sünni okullarda da eğitim almasıydı. Babasından
ve diğer Zeydi alimlerden Şiiliği öğrenen Husi, İhvan-ı Müslimin'e
bağlı okullarda da Sünniliğe dair kitaplar okumuştu.
İlk ve orta
öğreniminden sonra Husi, Sana Üniversitesi'nde Dini İlimler
Fakültesi'nde eğitime başladı. 1992 yılında mezun olan Husi, Hak
Partisi'ne geçerek siyasi hayata katıldı.
1993 yılında Yemen'de
yapılan seçimlerde, Saada şehrinden milletvekili seçildi. 1997
yılındaki seçimlere katılmadı. Kendilerine tanınan milletvekilliği
hakkını kardeşi Yahya Husi'ye bırakan Hüseyin Husi, kültürel bir
örgütlenme içerisine girdi. "Mü'min Gençler Hareketi"ni kurarak, geniş
kitlelere İslam'ı anlattı. Kuran-ı Kerim ve Hadis öğretimiyle, halkı
ıslah etmeyi temel ilkesi olarak kabul eden Husi, 2004 yılında Yemen
ordusunun başlattığı saldırılar sonrasında öldürüldü.
Hüseyin'in
öldürülmesinden sonra yerine babası Bedreddin Husi geçti. Bedreddin'in
de oğlu Hüseyin'den sonra öldürülmesiyle, hareketin liderliğini
Abdulmelik Hüseyin geçti. Hareketin Avrupa temsilciliği ise
Bedreddin'in bir diğer oğlu Yahya Husi yapmakta.
Yemen'in Saada şehrindeki Husiler, "Husi Cemaati" ve "Mü'min Gençler" olarak da anılmaktadır.
2- Husiler in Vahdet”e Bakışı
Şii
mezhebinin Zeydi koluna mensup olan Husiler'in en belirgin
özelliklerinden biri bölge ve dünya Müslümanları arasında güçlü bir
vahdetin sağlanması yönündeki istek ve iradeleri ve amaçla ortaya
koydukları çaba ve eylemselliklerdir. Husi direniş liderliği değişik
vesilelerle yaptığı açıklamalarda Müslümanlardan mezhepçilik ve
taassuba son vermeleri, ümmetin ortak düşmanlarına, özellikle de
Filistin işgalcisi siyonist rejime karşı mücadelede yoğunlaşmaları
istenmiştir.
Husi direniş lideri Abdulmelik el Husi, Al Gad gazetesine verdiği demecinde şöyle diyor:
“Yemen'deki
Müslümanlar, özellikle de Zeydi ve Şafiiler tarih boyunca bir arada
yaşamışlardır. Tarihte böyle olduğu gibi bu durum hala devam
etmektedir. İçinde bulunduğumuz tehlikeli dönem, Müslümanların aynı
ortamda beraberce yaşayabilmelerini zorunlu kılmaktadır. Bu dönem,
vahdeti, kardeşliği, dayanışmayı, yardımlaşmayı ve mezhebi çizgileri
aşarak tüm Müslümanları kapsayacak Allah'ın bizim için seçtiği
çizgilere ulaşmayı gerektiriyor. Çünkü mezhepçilik ve taassup, ümmetin
gerçek düşmanlarının elinde bir kart haline geldi. Onlar, bu kartı
kullanarak ümmeti parçalamak istemekteler. Hatta parçalamanın da
ötesinde, tekfir ve bunun gibi unsurları kullanarak ümmeti iç
savaşlara, birbirlerini boğazlamaya, mezhepçilik adına birinin diğerini
tasfiyesi için harekete geçirmeye sevk etmiştir. Biz sadece İslam
dünyasındaki Şiilerden değil, Sünni kardeşlerimizden de Filistin'deki
ve diğer bölgelerdeki Müslümanlardan da saygı görmekteyiz. Tabi
tekfirciler hariç.. Herkesin mezhebçiliğin çizgilerini aşarak Allah'ın
ipine sarılmalarını temenni ediyoruz”
3- Husiler ve Kur'an projesi
Abdulmelik
El Husi bir röportajında da, Husilerin mücadele ve hedeflerinin, her
türlü mezhepçi taassuptan uzak, sadece Kur'an ve Nebevi sünnet
temelinde salih bir İslam toplumu oluşturmak olduğunu ve Kur'an
ilkelerinin toplumsal düzeyde hayata egemen kılınması olduğunu
vurguluyor:
"Bizim projemiz Kuran kültürüne dönmeye, bu temelde
ümmetin bulunduğu kötü hali düzeltmeye çağırmaktadır. Eksikliğin
kaynağı kültüreldir ve kültürel değişim Kuran'ı bütün kültürlerin
üzerine yerleştirmektedir. Ümmeti yeniden inşa edecek, var olan
noksanları giderecek, ümmeti doğru bir şekilde terbiye edecek,
karşılaştığı meydan okumalara karşılık verecek düzeye getirecek, genel
durumunu düzeltecek ve saflarını birleştirecek bir kültür. Hayatın
bütün işleri ancak Allah'ın talimatları takip edilerek onarılabilir.
Ümmetin kültürel farklılığına rağmen karışık kültürlerin, zehirli
fikirlerin ve ümmetimizin realitesine zarar veren desiseli görüşlerin
doğmasında kötü etkisi olan bu kültürel farklılığın kökleştirdiği şey,
doğru ve mezhepçilikten uzak bir şekilde Allah'ın kitabına dönmek
olmuştur. Projemizdeki hareketimiz ve aktivitemiz barış yanlısıdır. Hiç
kimseye silah zoruyla projemizi dayatmıyoruz, tekfir etme dilini
kullanmıyoruz, ilahi proje olan Kuran kültürünü sunmakla yetiniyoruz.
Kim hidayet bulursa kendi nefsi için hidayet bulmuş olur, kim de
saparsa kendi aleyhine sapmış olur. Yine biz bu temel üzerinde pratik
proje, pratik adımlar ve barışçı yolla hareket ediyoruz. Hükümet bizim
mücadelemiz ve onun bize saldırmasının gerçek sebebini göstermede
zorluk çektiği için başka bahaneler uyduruyor. Bunlardan biri de bizim
imamet rejimini geri getirmeye çalışıyor olduğumuzdur. Biz ulaşmaya
çalıştığımız şeyin imamet rejimi olmadığını defalarca söyledik. Bizim
Kuran'ın ışığında kültürel bir projemiz var. Ona çağırıyor,
konferanslar, dersler ve barışçı pratik adımlarla onu sunmaya
çalışıyoruz. Sloganlarımız: "Allahu Ekber, Amerika'ya ölüm, İsrail'e
ölüm, Yahudilere lanet olsun, zafer İslam'ındır”
4- Husiler ve Filistin Davası
Yemen'deki
Husilerin bir diğer belirgin özelliği de, Filistin'deki İslami direnişi
desteklemek ve Siyonistlerin Filistinlilere yönelik saldırılarını
protesto etmek için sürekli eylemler düzenlemeleri ve eylemlerinde
parola hale getirdikleri “Amerika'ya Ölüm, İsrail'e Ölüm, Yahudilere
Lanet Olsun, Zafer İslam'ındır” sloganlarını atmalarıdır.
2001
yılında Aksa İntifadası'nın başladığı ve Muhammed Durra adlı Filistinli
çocuğun Gazze'de bir duvar dibinde babasının kucağında iken Siyonist
İsrail askerleri tarafından vurulup şehid edilmesinin ardından, en
büyük protestolardan biri de Yemen'in kuzeyinde gösterileri Saada'da
düzenlenmişti.
Husiler Siyonistlerin son Gazze saldırısı
sırasında da büyük çaplı gösteriler düzenlemiş, Filistin bayrakları
taşıyarak direnişin yanında olduklarını göstermişlerdi.
Vahdet
anlayışlarından ötürü Yemenli Husiler, Sünni olan Filistinli
kardeşlerinin maruz kaldığı İsrail'in zulmüne, katliamlarına sessiz
kalmamışlar, “Amerika'ya Ölüm! İsrail'e Ölüm! Kahrolsun Yahudiler!
Zafer İslam'ındır” sloganını hakim oldukları her yerde haykırmışlardır.
Husiler, bu slogandan ötürü baskılara maruz kalmıştır. Yemen hükümeti,
sadece bu slogandan ötürü Husiler'e altı kez savaş açmıştır.
5- Husiler'in Suudi Arabistan ile ilişkileri
Husiler,
bundan 50 yıl öncesine kadar Yemen'e hakim olan Zeydi rejiminin, Suudi
Arabistan'daki yönetim ile dostluk içinde olduğunu da belirterek,
Yemen'deki Zeydilerin Sünnilere karşı hiçbir husumet taşımadığını ifade
ediyor.
Saada şehrindeki Husiler'in Suudi Arabistan'ı tehdit
ettiği yönündeki iddialara yanıt olarak yaptığı açıklamada Yahya el
Husi, 1962 öncesinde iktidarda olan Zeydi rejiminin, Suudi Arabistan'ı
desteklediğini belirterek, “Abdullah Salih, Suudi Arabistan'ı
korkutarak, siyasi ve maddi destek almayı hedeflemektedir. Bizim,
İran'dan destek aldığımızı ileri sürerek Suudi Arabistan'ı savaşın
içine katan da Abdullah Salih'tir” demişti.
Husiler ile Suudi
Arabistan arasında son dönemde çıkan çatışmalar ise bir oyundan başka
bir şey değildir. Özellikle de Suud basınının ortaya attığı "Husiler,
Suud topraklarını işgal etti" şeklindeki haberler, Husiler'in imajını
zedelemeyi hedeflemektedir.
Evet! Husiler, Suud topraklarına
girdi. Fakat "Husiler, bu topraklarda kiminle savaştı?", "Yemen
askerlerinin, Suudi Arabistan topraklarını kullanmasına neden müsaada
edildi?" ve bunun gibi sorulara, ilerleyen bölümlerde yanıt arayacağız.
6- Husiler, Zeydilikten İsna Aşeriyye'ye mi Döndü?
Husiler,
Zeydi mezhebine mensuptur. Zeydilik, Sünniliğe en yakın olan Şii
mezhebidir. Zeydiler, Yemen nüfusunun %30'unu oluşturmaktadır.
Suud
kaynaklarının ve yazarlarının iddia ettiği gibi Husiler, İsna Aşeriye
mezhebinden değiller. İsna Aşeriyye mezhebiyle ilgili bir talepleri de
yoktur. Suud kaynakları, bu iddialarıyla, Husiler'in İran bağlantısını
olduğunu ispatlamaya, böylece İran'ın “bölgede yayılmacı emelleri var”
iddialarını güçlendirmeyi hedeflemektedirler.
Husi hareketi,
Yemen hükümetinden Şafiliğin yanı sıra İsna Aşeriye'nin değil
Zeydiliğin de resmi mezhep olarak tanınmasını istemektedir.
Yahya
Husi de Şuruk gazetesine verdiği demecinde “Bizim, teşeyyu
(Şiileştirme) planımız yok. Biz, İran'daki gibi İsna Aşeriye değil
Zeydi mezhebine mensubuz” demişti.
7- Saada'daki Savaş, Mezhep Savaşı Değil
Bazı
odaklar, Saada'daki savaşın bir mezhep savaşı olduğunu
gündemleştirmektedir. Halbuki, savaş bir sonraki bölümde de detaylı bir
şekilde açıklayacağımız üzere mezhep savaşı değildir.
Bunun en
önemli delili de Husiler'e savaş ilan eden başkan Salih'in de Zeydi
olmasıdır. Salih'in de Zeydi mezhebine mensup olması, Yemen'de devam
eden çatışmanın sanıldığı gibi “Şii-Sünni” çatışması olmadığının
göstergesidir.
Husiler, başkan Salih'in gerçek anlamda bir Zeydi
olamayacağını düşünüyor. Çünkü başkan Salih, Zeydilikle asla
bağdaşmayan zulmün mimarı.
Aralık 2007'de Yemen'de yayınlanan Müstakil gazetesine konuşan Yahya Husi, bu durumu şöyle izah etmişti:
“Başkan
Salih'in Zeydi mezhebine mensup olması, fikri olarak değildir. Zeydi
mezhebine mensup olan bir kişiden beklenen, adalettir. Çünkü eğer
zalimseniz Zeydi mezhebine mensup olmanızın bir anlamı yoktur…”
Hareketin lideri Abdulmelik de başkan Salih'i Zeydiliği bilmemekle
suçlamıştı: “Salih, Zeydiliği bilmemektedir. Halktaki Zeydi
düşüncesinin kaldırılması için çalışmaktadır”
Husiler, Yemen'de
vahdete yönelik yaptıkları çağrılarla bilinirler. Kuzey ile güney
arasında çatışmalar şiddetlendiği dönemde komplonun farkına varan
Husiler, bu savaşın durdurulması için çalıştılar. Bunun için de başkan
Salih'in “Sizler, 1994 yılında da güneydekilerle dayanışma
içindeydiniz” diyerek suçlamıştı.
8- Husiler ve Partisel Mücadele
Husiler, Yemen'de gerçek bir demokrasinin işlememesinden ötürü 1997'den sonra partisel mücadeleye karşı çıktılar.
Nehar gazetesindeki demecinde Abdulmelik, partisel mücadeleyi neden kabul etmediklerini şöyle açıklamaktadır:
“Çünkü
çağırdığımız ve bu çağrımızda barışçı bir şekilde ilerlediğimiz proje
Kuran kültürü, onun öğretileri, hayatın her alanını kapsayan ruhi ve
siyasi eğitimidir. Kuran bir parti projesi, grup fikri, topluluk görüşü
değil Allah'ın alemlere hidayetidir. Bu nedenle onun siyasi bir
projenin içine hapsedilmesi imkansızdır. Buna ek olarak hükümet doğru
sonuca ulaşacak ciddi, etkin, siyasi bir partinin faaliyette
bulunmasına izin vermeyecektir. O bütün parti ya da siyasi
aktivitelerin önüne kırmızı çizgiler çekmektedir. Bu sınırlar aşılacak
olursa sonuç kaçırılmak, tutuklanmak, öldürülmek ya da sürülmek olur.
İnsana sadece gürültü çıkarabileceği kadar bir alan bırakılmaktadır.”
Özellikle
da 2004 yılındaki savaşın başlamasından sonra Başkan Salih'e olan
güvenleri tamamen yıkılan Husi hareketi, Salih'i düzenbaz ve hilekar
olarak niteliyor.
Yahya Husi'ye göre 30 yıldır Yemen'i demir
yumrukla yöneten başkan Salih, diktatördür, kabileler arasına fitne
sokan, Yemen halkı arasında iç savaşı başlatan bir kişidir. Husi'ye
göre çatışan taraflara silah satan tüccarlarla Salih'in güçlü ilişkisi
var.
9- Husiler, İsyancı mı?
Husi lider
Abdulmelik, Husi hareketinin yayın organı el Minber'e yaptığı
açıklamasında, hükümetin kendilerini “isyancı” ve benzeri ifadelerle
suçlamasına ise şöyle karşılık veriyor:
“Mesele, isyan değil.
Mesele, onların bize saldırması ve bizlerin de kendimizi savunmamızdan
ibarettir. Bizi, acımasızca katletmelerini kuzular gibi bekleyecek
miyiz? Savaşı başlatanlar onlar. Bize saldıranlar onlar. Savunma
hakkımız meşru bir haktır...
Onların bizler hakkında bu tür
adlandırmalarda bulunması şaşırtıcı değildir. Hükümet, halkını ezmek
isteyen bir güç. Biz ise mazlum, mustazaf ama köleliği, aşağılanmayı
kabul etmeyen bir halkız. Bizim onurlu bir yaşam sürmemizi değil, köle
olarak kalmamızı istediler. Biz ise bedelini ödeyeceğimizi bilmemize
rağmen şereflice buna karşı çıktık”
Yine Abdulmelik, Mart 2009
tarihinde yaptığı açıklamasında, devlet içinde devlet olmak gibi bir
hedeflerinin de olmadığını, Husiler hakkındaki bu tür suçlamaların,
ülkede iç savaş çıkartmak isteyen güçlerin iddiaları olduğunu söyledi.
10- Husiler ve Silahlı Mücadele
Husiler'e
göre silahlı mücadele bugün için zorunludur. Fakat Husiler'deki silahlı
mücadele, rejimi yıkmaya yönelik değildir. Silahlı mücadeledeki amaç,
“saldırı” değil “savunma”dır.
Husiler'in 18 Haziran 2004'te
başlayan ve hala devam eden çatışmaların her birinde de “saldıran değil
saldırıya uğrayan taraf” ve haklarını muhafaza etmek için silahıyla
kendilerini koruyan insanlar oldukları görülmektedir.
Husiler,
Yemen rejimine karşı verdikleri “silahlı mücadele”yi Kur'an'a
dayandırmaktadır. Abdulmelik el Husi, konuyla ilgili açıklamasında “Biz
saldırmıyor ve savaşa başlamıyoruz. Ama biz hiç kimsenin bize
saldırmasına izin vermeyeceğiz. Kim bize savaş açarsa Allah'a tevekkül
edip ondan yardım dileyerek ona karşılık veririz. Allah vekil ve
yardımcı olarak yeter”
bize birisi silahla saldırırsa ona
silahla karşılık veririz. Çünkü bu Kuran kültürünün bir parçasıdır."
diyerek şu ayeti örnek gösteriyor:
“Kim size saldırırsa siz de
onun size saldırdığı gibi ona saldırın” (Bakara/194) “Her kim zulüm
gördükten sonra nefsini müdafaa edip öç alırsa işte böylelerine
herhangi bir ceza yoktur. Ceza ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde
haksız yere taşkınlık edenleredir. Onlar için elim bir azap vardır”
(Şura/41)
Mart 2009'daki açıklamasında da “Biz, hiç kimseye
karşı savaşmayız. Hiç kimseye saldırmadık, saldırmayacağız da. Fakat,
hiç kimsenin de bizi öldürmesine müsaade etmeyiz, kesmeleri için
boynumuzu uzatmayız. Biz, koyun sürüsü değiliz. İnsanız. Onurluca bir
yaşam sürmek istiyoruz. Bunun için de hertürlü saldırıya karşı
kendimizi savunma hakkımız var. Bu hakkımızı kullanıyoruz” demişti.
Ayrıca Husi hareketine göre “savunma” anında dahi “sivillere zarar vermek” caiz değildir.
11- Husiler ve Silah Sorunu
Husiler'le
ilgili önemli bir sorun da Husiler'in, Yemen ordusuna hatta Suudi
Arabistan'a karşı direnebilecek silahı nereden aldığıdır.
Bilindiği
üzere Yemen halkı, silahlı bir halktır. Her evde mutlaka hafif bir
silah bulunur. Bazılarında orta bazılarında da ağır silahlar
bulunmaktadır. Bu durum Yemen'in kuzeyinde de güneyinde de böyledir.
Bunun için Husiler'de ya da diğer kabilelerde silahın bulunması
şaşırtıcı değildir. Husiler'in elinde silahın bulunması, Yemen
devletine karşı silahlı bir isyan başlatacağı anlamına gelmiyor.
Abdulmelik
Husi, Nehar gazetesine verdiği demecinde “Bir tane bile İran silahı
elimizde yok. Elimizdeki silah ülkenin silahıdır. Yemen halkı silahlı
bir halktır ve bu bilinen bir şeydir, inkar edilemez bir gerçekliktir.
Yönetimin bizi dış makamların ajanlığını yapmakla suçlaması ise
iftiradır. Hiç kimsenin ajanı değiliz. Bunun böyle olduğunun de hiçbir
kanıtı da yoktur” demişti.
Çatışmaların ilk başladığı günlerde
yani 2004'lü yıllarda Husiler'in ellerindeki silahlar, hafif silahlar
sınıfına girmekteydi. Bu dönemlerde ordu, Husiler'e iftira atabilmek
için Husiler'e ait mekanlara baskın düzenledikten sonra ağır silahlar
bırakıp ardından da “Husiler'de ağır silahlar ele geçirdik”
suçlamasında bulunuyordu.
Husiler, 2008'deki “Beşinci Savaş”tan
sonra ağır silahlar kullanmaya başladı. Husiler'in bugün kullandığı
ağır silahların büyük çoğunluğu, Yemen ordusuyla girdiği çatışmalarda
ele geçirdikleri, diğer bir kısmı da kendi imkanlarıyla elde ettiği
silahlardır. Husiler'in açıklamalarına göre bazı silahları da ordu
içerisindeki subaylardan satın aldılar.
Husiler'e silah
desteğinde bulunduğu iddia edilen üç ülke var. Bunların başında İran
geliyor. Sonra da Libya ve Eritre. Fakat bunların hepsi birer iddia
olarak kalmış, hala ispatlanmayı beklemektedir. Çünkü bu tür iddiaları,
ihtimaller üzerinden ortaya atılmaktadır. Mesela, Libya'nın da kara
listede yer almasının nedeni, Suudi Arabistan ile Libya arasında devam
eden krizdir.
Husiler'e İran'dan silah desteği iddiası da her
zaman ispata muhtaç bir iddia olarak kaldı. Yemen Devlet Başkanı Ali
Abdullah Salih dahi, İran'ın Yemen'deki Husi hareketine silah
desteğinde bulunduğunu açık bir şekilde söyleyememiştir. Çünkü bu
iddiasının delilleriyle ispat etmesi gerekir ki bundan da aciz
kalmıştır.
Abdullah Salih, el Cezire muhabirinin “İran, Husi
hareketini destekliyor mu?” şeklindeki bir sorusuna “Evet, destekliyor.
İran, bize 'Husiler'le aranızda arabulucu olabiliriz" diyor" Bu,
İran'ın Husiler'i desteklediği anlamına gelmektedir” şeklinde yanıt
vermişti.
Abdullah Salih'in, somut delillerden ziyade yoruma
dayalı bu yanıtı, İran'ın Husiler'i desteklediğinin delili değildir.
Çünkü sorunun çözümü için Katar hükümeti daha önceden arabulucu olmuş
ve Doha anlaşmasının imzalanmasını sağlamıştı. Yine İhvan-ı Müslimin de
krize çözüm bulmak için arabulucu olmaya hazır olduğunu ilan etmişti.
Bu noktada Abdullah Salih'in Katar ve İhvan-ı Müslimin'e de aynı
suçlamada bulunması gerekirdi ki tutarsız ve yersiz bir suçlama olurdu.
Husi
hareketinin Avrupa temsilcisi Yahya Husi, Ağustos 2009'da Şuruk
gazetesine konuşmuş ve İran'daki dini merciler dahil hiçbir harici
desteklerinin olmadığını söylemişti.
Yemen ve Suud ordusu
tarafından çembere alındıklarını belirten Husi, fiili olarak da
dışarıdan silah almalarının mümkün olmadığını söylemişti. Husi, “Bu
iddialar, işlenen katliamları meşrulaştırmayı hedeflemekten başka bir
şey değildir. Bizim dışarıdan destek aldığımız iddiaları kesinlikle
yalan. Çünkü Saada şehrinin giriş çıkışları, Yemen ordusunun
kontrolünde. Diğer tarafta da Suud ordusu var. Havaalanı da Yemen
ordusunun kontrolünde. Bu durumda dışarıdan bize silah nasıl gelsin?
Eğer bize İran'dan silah geliyorsa başkan Salih, bir araştırma
komisyonu kurarak neden iddialarını ispatlamadı? Daha önceden de bir
çok kez söyledik. Bizim elde ettiğimiz ağır silahlar, Yemen ordusuyla
girdiğimiz savaşlar elde ettiğimiz silahlardır” demişti.
Husi
hareketinin lideri Abdulmelik de Yemen hükümetinin bu iddialarını
yalanlamıştı. Libya ve İran'ın kendilerini desteklediği iddiasına yanıt
olarak Abdulmelik “Bu iddia gerçekten de şaşırtıcıdır. Bununla ilgili
hiçbir delilleri yok. Ortaya bir iddia attılar ama ispatlayamadılar.
Sonra bunun ezikliğini hissettiler. Dışarıdan destek alan birisi varsa
o da Yemen hükümetidir. Bunun delilleri herkes tarafından görülmüştür”
dedi.
Yemen'in bu iddialarına karşı Husiler, Yemen hükümetinin
Suudi Arabistan tarafından desteklendiğini gündeme getirdi. Husiler'in
bununla ilgili ciddi delilleri de bulunuyor. Husiler, Yemen ordusuyla
girdikleri çatışmaların bir çoğundan zaferle çıktılar. Ve ele
geçirdikleri karargahların bir çoğunda da Suudi Arabistan'a ait
silahlar ve havan topları ele geçirdiler. (Husiler tarafında medyaya
dağıtılan bu görüntüleri, video bölümümüzden isleyebilirsiniz.)
Suudi
Arabistan'ın Yemen'e desteği sadece bununla sınırlı değil elbette.
Yahya Husi, Ağustos ayındaki açıklamasında yani Altıncı Savaş'a günler
kala Suudi Arabistan'ın Saada'ya hava saldırısı düzenlediğini
söylemişti. Husi “Saada şehrindeki halkımız, Suud sınırından uçakların
geldiğine ve köylerimizi bombaladığına bizzat şahit olmaktalar. Suudi
Arabistan şimdiye kadar sadece Lojistik, maddi ve siyasi destek
verirdi. Oysa şimdi savaşa bilfiil girmiş oldu. Esasında bu savaş,
Suud'un savaşı. Yemen, kararlarında bağımsız değil. Suudi Arabistan'a
bağlı. Hatta Suud'un ülkemiz üzerinde bariz bir otoritesininolduğunu
söyleyebiliriz” demişti.
2009 yılının ilk günlerinde “Davamız,
sadece Allah'ın dinidir. Davamız, sadece Allah'ın indirdiğine tabi
olmaktır” diyen Husi lider Abdulmelik'e “Hizbullah Genel Sekreteri
Seyyid Hasan Nasrullah'la görüştüğünüz iddia ediliyor. Doğru mu?”
sorusu yöneltildiğinde “Doğru değil fakat doğru olsaydı, bizi için
şeref olurdu” yanıtını vermişti.
İKİNCİ BÖLÜM
1- Saada Şehrindeki Olaylar Nasıl Başladı?
Husiler
ileYemen ordusu arasındaki çatışmalar 2004 yılında başladı. Fakat
taraflar arasındaki çatışmaları başlatan olaylar, 2000'li yıllarda
patlak verdi.
Saada şehrindeki olayların patlak vermesinin temel
sebebi, Husiler'in Filistin'de uygulanan zulme karşı gösterdikleri
tepki, İsrail ve Amerika'nın İslam aleminde gerçekleştirdiği
saldırılara karşı sivil tepkilerini ortaya koymalarıdır.
İsrail'in
Amerika'dan aldığı destek ve uluslar arası toplumun sessizliğiyle,
Filistin'e ve Lübnan'a düzenlediği saldırılar, Amerika'nın Irak işgali
ve masum insanların katledilmesi Husi lider Seyyid Hüseyin Husi ve
cemaati üzerinde derin etki yarattı.
Seyyid Hüseyin ve cemaati,
uzun istişarelerden sonra İsrail'in işlediği bu katliamlara karşı tepki
verilmesi üzerinde karara vardı. Alınan karar, sivil protestolar
yoluyla, İsrail ve Amerika'nın kınanması, katliamlara tepkisiz
kalınmamasıydı. Bu kararın alınmasından kısa bir süre sonra Filistin,
daha kritik gelişmelere sahne oldu. İsrail Başbakanı Ariel Şaron,
Mescid-i Aksa'ya korumaları eşliğinde saldırdı.
Muhammed
Durra'nın babasının kucağında kurşunlanarak şehid edilmesi, bardağı
taşıran son damla oldu ve İsrail karşıtı kampanyalara start verildi.
Bir anlamda, Aksa intifadasını başlatan Durra'nın şehadeti, Yemen'de de
Husi İntifada'sını başlattı.
İsrail'in katliamlarına ve
Amerika'nın İsrail'i destekleyen siyasetine karşı, “Amerika'ya ölüm!
İsrail'e ölüm! Yahudilere Lanet Olsun! Zafer İslam'ındır” sloganları,
Cuma namazlarından sonra üçer defa yüksek sesle haykırıldı.
Saada
şehrinde İsrail ve Amerika karşıtı İslamcı bir ses yükselirken Yemen'in
başkenti Sana'da Amerika'yla teröre karşı stratejik işbirliği
anlaşmaları yapılmaktaydı. Bu stratejik anlaşmalardan ötürü Yemen
hükümeti, Amerika ile ilişkilerinde krize yol açacak Saada'dan yükselen
bu sloganlara dikkat kesildi.
Yemen'in Saada şehrindeki ordu ve
hükümet güçleri, geniş çaplı güvenlik tedbirleri aldı ve Yemenliler bir
bir tutuklanmaya başladı. Tutuklananların hepsinin ortak özelliği, Husi
liderin çağrısıyla başlatılan slogana eşlik etmeleriydi.
Yemen'de
patlak veren bu kriz, 2002 yılındaki hac ibadetinden sonra Saada
şehrindeki İmam Hadi camisini ziyaret eden Devlet Başkanı Ali Abdullah
Salih'e iletildi. Salih, Saada valisine emir vererek, Husiler'e
gösterilerinde özgürlük tanınmasını ve tutukluların serbest
bırakılmasını istedi. Fakat Salih'in bu çağrısı sadece yazılı emirle
kaldı, uygulamaya geçilmedi.
Buna karşılık Seyyid Hüseyin
liderliğindeki Husi hareketi, taviz vermedi ve her Cuma namazından
sonra İsrail karşıtı sloganı atmaya devam etti. Tutuklamaların kapsamı
genişletildi, yaşları 14 ile 18 arasındaki öğrenciler tutuklandı.
Tutuklulara işkence yapıldı. Her türlü insan hakkı ihlali, Saada
şehrindeki hükümet güçleri için meşru bir hal aldı.
Saada
şehrinde devam eden bu soruna eş zamanlı olarak İsrail'in Filistin
halkına karşı işlediği katliamlar da devam etti. Suikastların birisi de
ümmetin manevi lideri Şeyh Ahmed Yasin'i hedef aldı. Bunun üzerine
Husiler, İsrail karşıtı sloganları daha gür bir şekilde haykırmaya
başladılar. Tabi hükümetin baskıları da buna paralel olarak Husiler
üzerinde arttı.
Yemen hükümet, Husiler'e çağrıda bulunarak, Cuma
namazı sonrasında attıkları sloganlara ve İsrail'in katliamlarını
kınayan açıklamalara son vermesini istedi. Seyyid Hüseyin ise bu isteğe
olumsuz yanıt verdi, tüm tutukluların serbest bırakılması talebini
hükümete iletti.
2- Birinci Savaş
Saada
şehrindeki İsrail karşıtı Husi mücadelesi, uzun bir süre tutuklamalara
karşı mücadele etti. Takvim yaprakları, 18.06.2004'ü gösterdiğinde,
Yemen ordusu Husiler'e karşı fiili savaş başlattı. Bugüne kadar devlete
silah kaldırmayan Husiler, bir önceki bölümde izah ettiğimiz gibi,
ellerindeki hafif silahlarla, hükümet güçlerine karşı koymaya başladı.
Yemen
başkanı Ali Abdullah Salih'in hedefinde Husiler'in tasfiyesi vardı.
Saada şehrinin özellikle de Maran ve Hemdan bölgelerinden köylerin bir
çoğu yerle bir edildi. Fakat hesaplar, başkan Salih'in umduğu gibi
gitmedi. Husi hareketi, Yemen ordusuna karşı güçlü bir direniş ortaya
koydu. Hükümet, savaşın başladığı ilk hafta, aralarında askerlerin de
bulunduğu 50 Yemenlinin öldüğünü bildirdi.
Taraflar arasındaki
çatışmaların büyümesinden endişe eden Yemenli bazı çevreler, Husiler'i
hedef alan saldırıların durdurulması için Yemen'de bir girişim
başlattı. Yemen'de başlatılan bu girişim, başarısızlıkla sonuçlandı.
Girişimin öncüleri, hükümetin uzlaşı şartlarına bağlı kalmadığını
açıkladı. Girişim, ordunun Saada şehrinde dengesiz güç kullandığını,
devam eden savaşın hiçbir meşruiyetinin olmadığını açıkladı. Husiler,
Yemen hükümetinden tutukluların serbest bırakılmasını ve ordunun
düzenlediği saldırılarda zarar görenlere tazminat ödenmesini istemişti.
29.06.2004'de
Husi hareketinin manevi lideri Bedreddin Husi'nin yardımcısı olarak
bilinen muhammed bin musallih öldürüldü ve çatışmalar iyice kızıştı.
03.07.2004'de
Yemen İçişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, çatışmalarda 86
Husi'nin ve 32 askerin öldüğü, 300 Husi'nin tutuklandığı belirtildi.
Bağımsız kaynaklar ise 200 Husi'nin öldürüldüğünü duyurdu.
Ordu
birlikleri, hareketin lideri Hüseyin'in bulunduğu bölgeyi kuşatma
altına aldı, başkanı Ali Abdullah Salih, “Adil mahkemelerde yargılanma
sözüyle, lider Hüseyin'in teslim olmasını” istedi. Hüseyin, teslim
olmayı kabul etmeyince, Husiler'in olduğu bölgeleri hedef alan
bombardımana devam edildi. Hükümet, Hüseyin'in yerini bildirene 20 bin
dolar ödül vereceğini ilan etti.
Hükümetin, 06.08.2009
tarihinde, Husiler'e karşı saldırılarına son verdiğini duyurmasından
iki gün sonra saldırılarına tekrardan başladı. Birinci savaşta olduğu
gibi bundan sonraki beş savaşta da başkan Salih bu özelliğini
koruyacak, tüm ateşkes anlaşmalarına önce “evet” diyecek fakat hayata
geçirmeyecekti. Hükümet, Husi liderlerden Yahya Husi'nin krize siyasi
çözüm bulma girişimini de kabul etmedi.
Husiler'e yakın
kaynaklara göre Ağustos ayına gelindiğinde ölenlerin sayısı 600'e
ulaştı. 23 Ağustos'ta Husiler'in yoğun olarak yaşadığı Marran'a
düzenlenen saldırıda çok sayıda sivil yaşamını yitirdi. El Cezire'nin
haberine göre Marran'da bir gecede 120 kişi öldürüldü.
28.08.2004'de
başkan Salih, BBC'ye verdiği demecinde, teröre karşı verdikleri
mücadelede, İngiltere hükümetinden mali destek talep etti. Aynı
demecinde Salih, Amerika'yla teröre karşı verdikleri mücadeledeki
işbirliğinden ötürü memnun olduklarını söyledi.
Hükümet, birinci
savaşı 10.09.2004 tarihinde, Husi hareketinin lideri Hüseyin'in
öldürüldüğünü açıklamasıyla sona erdirdiğini ilan etti. Fakat Saada
şehrini hedef alan saldırılar hiçbir zaman durmadı.
3- Ateşkes Dönemi
Husi
lider Hüseyin'in öldürülmesinden sonra hükümet, ateşkes ilan etti.
Hükümet, saldırılar sırasında zarar gören kabile liderleriyle barış
anlaşması imzaladı. Kabileleri bu anlaşmaya zorlayan, Husi hareketinin
manevi lideri ve Hüseyin'in babası Bedreddin Husi'nin isteğiydi.
Bedreddin
Husi, kabilelere barış teklifini sunan başkan Salih'in davetini kabul
ederek başkent Sana'ya gitti. Fakat başkan Salih, sözlerine sadık
kalmadı, aylar geçmesine rağmen Bedreddin Husi'yle görüşmeyi kabul
etmedi. Bedreddin Husi'nin barış için sunduğu şartlar arasında
tutukluların serbest bırakılması ve taraftarlarını hedef alan yeni
tutuklamalara, takibata son verilmesi vardı. Hükümet, bu şartları kabul
etmedi. Bunun üzerine Bedreddin Husi, Saada şehrine geri döndü.
Bedreddin Husi, Saada'ya dönmeden önce yaptığı açıklamasında, oğlu
Hüseyin'in yolunu sürdüreceğini ilan etti.
4- Bedreddin Husi'ye Suikast Girişimi
Husi'nin
Saada'ya dönmesinden kısa bir süre sonra 19.11.2004 tarihinde Saada
şehrine bağlı olan Talh bölgesindeki Husiler'in yoğunlukta bulunduğu
pazara saldırdı. Yüksek binaların üzerlerine konuşlandırılan askerler,
Husiler'i kurşun yağmuruna tuttu.
Husiler, o anda sivillerin de
zarar görmemesi için karşılık vermedi. Çünkü Husiler'e göre her ne şart
altında olursa olsun, masum insanların katledilmesi caiz değildi.
Yemen
askerleri, Bedreddin Husi'ye en yakın isimlerden birisi olan Şeyh
Arafac'ı da öldürdü. Bedreddin Husi, başkan Salih'e çağrıda bulunarak,
katillerin yargılanması için mahkemeye sevkedilmesini istedi.
Husi'nin
bu isteği yerine getirilmedi. Ertesi gece Yemen ordusundaki komando
birlikleri, Husi'nin evine sızma teşebbüsünde bulundu. Razamat'taki
Husi'nin evine sızan komandoların planında, 85 yaşındaki Husi'yi
kaçırmak ya da öldürmek vardı. Bu girişimi haber alan Husi'nin
taraftarları, komandoları geri püskürtmeyi başardı.
Çatışmalar
bundan sonra daha da şiddetlendi. Planlarını gerçekleştiremeyen Yemen
ordusu, bu defa Husi ve taraftarlarının bulunduğu tüm bölgeleri kuşatma
altına aldı. Saada şehrine bağlı Hemadan, Nuşur, Kattaf ve Razamat gibi
bölgelerde şiddetli çatışmalar yaşandı.
Yemen ordusu, Husi
yanlılarının bulunduğu bazı köyleri yerle bir etti. Çok sayıda Husi
yine tutuklandı, işkenceye maruz kaldı, yasa dışı yollarla yargılandı.
Bu durum karşısında Yemen'deki bazı saygın şahsiyetler, tekrardan
devreye girdi ve ateşkesin gerçekleştirilmesini sağladı.
Başkan
Salih, ateşkes şartlarını kabul etti. Anlaşmanın şartları arasında,
Husiler'in bulunduğu bölgelerde “İsrail ve Amerika karşıtı sloganları”
serbestçe atma, tutukluların serbest bırakılması, çatışma sırasında
zarar gören Husiler'in yaralarının sarılması, yıkılan okul, ev ve
camilerin yeniden inşasında devletin destek olması vardı.
Husiler,
anlaşmayı memnuniyetle karşılamasına rağmen daha önceki seferlerde
olduğu gibi bu defa da hükümet, anlaşma şartlarına bağlı kalmadı.
Salih, tüm tutukluların serbest bırakılacağını ilan etmesine rağmen bu
karar, hayata geçirilmedi.
Uzmanlara göre başkan Salih'in verdiği sözlere sadık kalmamasında, uluslararası baskıların önemli derecede etkisi oldu.
5- Pazarda Katliam
Ateşkes
anlaşmasına bağlı kalmayan Yemen ordusuna ait birlikler Saada
şehrindeki Hafci pazarına silahlı saldırı düzenledi. Çok sayıda Husi,
burada öldü. Ölenler arasında sivil vatandaşlar da bulunmaktaydı.
Aynı
gün, Husi hareketinin lideri Abdulmelik Husi, başkan Salih'e gönderdiği
mektubunda, tutukluların serbest bırakılması için yayınladığı genelgeyi
hatırlattı.
Yemen'deki saygınlığı ile bilinen kişiler, arabulucu
olmak için yine devreye girdi. Çatışmaların büyümesini engellemek
isteyen bu kişilerin çabaları yine sonuçsuz kaldı. Ordu, bölgedeki
gerginliği tırmandırdı, evlere baskınlar düzenledi.
Çatışmalara
yeniden start veren ordu, Bedreddin Husi yanlılarının bulunduğu köyleri
ve şehirleri bombardımana tuttu. Saada ve Cof şehirleri, ateş altında
kaldı.
6- İlk Savaşın Bilançosu
Başkan
Salih, Seyyid Hüseyin'i öldürmekle, Husi hareketini bitirdiğini sandı.
Fakat, Husi hareketi Yemen ordusunun her darbesinde biraz daha
güçlendi. Husiler'in lideri Seyyid Hüseyin el Husi'nin 10 Eylül 2004
yılında öldürülmesi de çatışmaları dindirmedi. Husiler'in mücadelesi
babası Bedreddin ve kardeşleri Abdulmelik ve Yahya tarafından devam
ettirildi.
18 Haziran'da başlayan ve günümüze kadar devam eden
çatışmalar aralıksız bir şekilde devam etti. Belirli dönemlerde ateşkes
ilan edildi ve yeniden başlanıldı. Haziran 2004'ten bu yana periyodik
olarak yaşanan bu çatışmaların her evresi giderek daha şiddetli bir hal
aldı. Husiler, savaşın her devresinde yeni taktikler geliştirdi, yeni
silahlar kullandı. Bunun için ordu, Husiler'e karşı başlattığı her
savaşta zorlandı. Husiler güçlendikçe ordu zayıfladı.
İlk savaş
sırasında Husiler'e ait yerleşim merkezlerinde büyük maddi hasar
meydana geldi. 12 köy, Yemen ordusunun saldırılarıyla tamamen yerle bir
edildi. Bazı köylere kimyasal bombaların atılmasından ötürü, hayat bir
daha dönmedi.
Birinci savaşın neticesinde kaç kişinin öldüğüne
ilişkin net bir bilgi yok. Ölenlerin sayısı yüzlerle ifade ediliyor.
Husiler'e yakın kaynaklara göre birinci savaşta yaklaşık 2.000 Husi ve
sivil vatandaş ölürken 5.000 kişi de yaralandı.
İlk savaş
sırasında da Husiler'in hafif silahlarla kendilerini savundukları
gözlemlendi. Husiler, hendek kazma gibi yöntemlerle kendilerini
savundular. Bu dönemde ağır silah kullanmadılar. Buna karşılık Yemen
ordusu, askeri zırhlı araçlar, tanklar, savaş uçakları, füzeler ve
kimya silahlarla Husiler'e karşı saldırmaktan geri durmadı.
7- Yemen Hükümeti'nin Husiler Hakkındaki Suçlamaları
Saada'da
yaşayan Müslüman halka yapılan suçlamalar arasında, silahlı gizli milis
güçler oluşturmak, Yemen'deki istikrar ve huzur ortamını sarsmak için
dışarıdan destek almak, mü'minlerin başına emir atamak, imamet rejimini
geri getirmeyi hedeflemek, Zeydilik ideolojisini yaymaya çalışmak,
savaşa devam etmeleri için Yahudilerden destek almak, ülkedeki birlik
ve beraberliği bozmak, hükümetteki memurların görevlerini yapmalarını
engellemek, hükümet güçlerine ve sivil halka saldırmak, kontrol
noktalarına saldırmak, yol kesmek, halkın zekatını hükümete vermesini
engellemek, camilere güç kullanarak girmek, imamlara ve namaz kılanlara
saldırmak, yıkıcı görüşleri yayarak Yemen'de ırkçı ve mezhepçi
çatışmaları körüklemek, camilerden Yemen bayraklarını indirerek
Hizbullah bayraklarını asmak, camilerin ibadet yeri olmasına aykırı
olarak Cuma namazlarında slogan atmak yer alıyor.
8- Husiler'in Hükümetten İstekleri
Husi
hareketi, Yemen hükümetinden meşru haklarının dışında bir talebi yok.
Husi hareketi genel olarak tutukluların serbest bırakılmasını,
saldırılarda zarar görenlere tazminat ödenmesini, anayasa güvencesinde
olan düşünceyi ifade özgürlüğünün tanınmasını ve ordunun 18 Haziran
2004 tarihi öncesindeki mevzilerine çekilmesini istiyor.
Yemen
hükümetinin, içerideki ve dışarıdaki bazı güçlerin baskısı altında
kaldığını savunan Husi hareketinin lideri Abdulmelik, 01.06.2007
tarihinde yaptığı açıklamasında, hükümetten şu istekte bulunmuştu:
“Biz, bir çok defa söyledik. Tek istediğimiz, meşru haklarımızdır,
üzerimizdeki zulmün kaldırılmasıdır. Hükümet, güney ve kuzeydeki halkı
aşağılamaktadır. Hükümet açısından, barış ve anlaşma kararı almak savaş
kararı almaktan daha zordur. Hükümet, neden bize karşı top yekun savaş
başlattı? Biz, ülkenin istikrarından, kanın dökülmemesinden yanayız.
Fakat saldırıldığı anda da kendimizi savunma hakkına sahibiz.”
Husiler'in hükümetten isteklerini şöylece sıralayabiliriz:
1. Her iki tarafta resmen ateşkes ilan etmeli ve müzakerelere başlamalı,
2. Hükümet, Katar'ın arabuluculuğuna razı olunmalı, 2007 ve 2008 yıllarında imzalanan Doha anlaşmasına bağlı kalmalı,
3.
Her iki tarafın da bağımsız kişilerden seçeceği 10 kişilik bir komisyon
kurulmalı, bu komisyon anlaşmanın uygulanmasını kontrol etmeli,
4. Ordu, birinci savaş çıkmadan önceki mevzilerine çekilmeli, görevi olan ülke sınırlaırnı korumaya yönelmeli,
5. Anlaşmaları işlevsiz hale getiren, kışkırtıcı yayınlara son verilmeli,
6.
2003 yılından bugüne kadar tutuklanan, haklarında hüküm verilen ya da
verilmeyen Husi yanlıları serbest bırakılmalı. Her iki taraf da esir
aldığı kişileri serbest bırakmalı,
7. Her iki taraf da saldırılarda ölenlerin naaşlarını teslim etmeli,
8. Tıbbi yardımın ve yardım kuruluşlarının Saada şehrine acilen girmesine imkan tanınmalı,
9.
Mezhepçiliğe ve ırkçılığa karşı mücadele edecek bağımsız bir komisyon
oluşturmalıdır. Bu komisyon öncelikle, Yemen'de ulusal uzlaşı için
diyalog ortamını oluşturmalıdır,
10. Camiler, 2003 yılı
öncesindeki sahiplerine tekrardan geri verilmeli ve camilerle alakalı
olarak çiğnenen haklar tespit edilerek gerekli işlemler yapılmalı,
Zeydi ve Şafiler'e ait yıkılan dini merkezler tekrardan inşa edilmeli,
Zeydi ve Şafi kültürü korunmalı,
11. Devlet, birinci savaştan bugüne kadar zarar görenlerin yaralarını sarmalı, zarar görenlere tazminat ödemeli,
12. Her türlü siyasi partinin kurulmasına müsaade edilmeli, engelleyici şartlar konulmamalı,
13.
Bölge halkının Zeydi mezhebini öğrenme hakkı vardır, bunun için
Saada'da üniversite kurulmalı ve dini fakültelerde Zeydilik özgür bir
şekilde okutulmalıdır,
14. Yemen'deki dini tedrisat, Şafi ve Zeydi mezhebine uygun bir şekilde yeniden gözden geçirilmeli,
15.
Anayasanın tanıdığı özgürlükler kapsamına giren her türlü fikrin neşri
serbest bırakılmalı, devlet bununla ilgili bir sınırlama getirmemeli,
16. Saada şehrine Yemenli ve uluslar arası basın mensuplarının girmesine izin verilmelidir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
İkinci ve Üçüncü Savaş
Husiler
ile hükümet arasında 18 Haziran 2004’de başlayan çatışmalar, 10 Eylül
2004’te Husi hareketinin lideri Hüseyin’in öldürülmesiyle büyük ölçüde
sona ermiş olsa da tam olarak bitmemiş, yer yer çatışmalar devam
etmişti.
19 Mart 2005’te, Husiler ile hükümet arasında ikinci
savaş başladı. Hükümet yanlısı kaynaklara göre Mart ayının sonunda
taraflar arasında yaşanan çatışmalar çok şiddetli geçti, yaklaşık 50
kişi bu çatışmalarda öldü.
Nisan ayının ilk haftasında patlak
veren saldırılarda da çok sayıda kişi öldü. Ordunun Saada şehrine
düzenlediği saldırılarda, 6-8 Nisan tarihleri arasında 70 Husi ve 30
asker öldü.
Başkan Salih, bu dönemde de Husiler’e kendilerini
teslim etmesi çağrısında bulundu. Fakat Husiler, teslim olmayı yine
kabul etmediler. Her defasında anlaşma şartlarını ihlal eden başkan
Salih, Bedreddin Husi’yi uzlaşmaya varmamakla suçladı.
Çatışmalar ve tutuklamalar aralıksız bir şekilde sürdü. Hükümet, Husiler’i bir bir tutuklamaya devam etti.
25
Ekim 2005’te, Saada şehrindeki Yahudilerin, Husiler tarafından
saldırılara maruz kaldığı yönündeki haberler, yeni bir savaşı
tetikledi. Bu çatışmalar, üçüncü savaşın başlangıcı oldu.
30 Kasım 2005 tarihinde Saada şehrindeki Husi taraftarlarının olduğu bölgeleri hedef alan saldırılarda, 15 kişi öldürüldü.
Husiler’den Hükümete Uyarı
2006
yılının ilk aylarında da çatışmalar devam etti. Savaş öncesinde Husi
hareketinin Avrupa’daki lideri Yahya Husi, hükümete dördüncü savaşı
başlatılmaması uyarısında bulundu.
Çağrısında Hadid dağı
bölgesindeki taraftarlarının kurşunlandığını belirten Husi, hükümeti
ateşkes anlaşmasına bağlı kalmaya ve tüm tutukluları serbest bırakma
çağrısında bulundu.
Husi, Yemen’deki krizin sona erdirilmesi için İslam ve Arap dünyasına seslenerek sorumlulukları üstlenmelerini istedi.
Başkan
Salih, 30 Ağustos 2006 tarihinde, bir ay sonra yapılacak başkanlık
seçim kampanyası sırasında, Husiler’e güven içerisinde yaşama ve tüm
tutuklu Husiler için genel af vaadinde bulundu. Saada şehrinde verdiği
bu sözler, daha öncekiler gibi gerçekleşmedi.
Dördüncü Savaş
Yıl
2007’yi gösterdiğinde Husiler, tasfiye sürecine karşı silahlanmaya
başladılar. Hafif silahların yanı sıra ağır silahlar da edinmeye
başladılar.
2007’nin ilk günlerinde Yemen hükümeti, Saada
şehrindeki Husiler’e saldırı tehdidinde bulundu. Yemenliler, dördüncü
savaşın da yakın olduğunu anladılar. 04.02.2007 tarihinde Abdullah
Salih, kurmaylarıyla bir araya gelerek, Husiler’in tasfiyesi için
belirli bir stratejinin üzerinde durdu.
Yahudiler Sorunu
Aynı
dönemde Yahudilerle ilgili sorun patlak verdi. Saada şehri
yakınlarındaki Salim bölgesindeki Yahudiler, Ocak 2007’de tehdit
mesajları almaya başladı. Mesajlarda, Yahudilerin bölgeyi terk etmesi
aksi takdirde öldürüleceği ifade edilmekteydi.
Bilindiği üzere
İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarında devletini ilan etmeden
önce Yemen’de 60 bin civarında Yahudi yaşamaktaydı. Bu Yahudilerin
çoğunluğu, işgal edilen Filistin topraklarına göçtü. Yemen’de sayıları
yüzleri bulan Yahudiler de Husiler’in İsrail karşıtı olan duruşundan
rahatsızdılar.
Yemen hükümeti, Yahudiler’i tehdit edenlerin
Husiler olduğunu ileri sürdü. Husiler ise bu iddiaları yalanlayarak,
Yahudiler’i tehdit edenlerin kendi cemaatlerinin olmadığını,
Yahudilerin eylemlerinden rahatsız olan bölge halkı tarafından
yapıldığını söyledi.
Abdulmelik Husi, 03.02.2007 tarihinde el
Cezire’ye yaptığı açıklamasında, bu bölgedeki Yahudilerle ilgili
sorunun siyasallaştırılmasından şikayet etti. Husi, sorunun bölge halkı
ile Yahudiler arasında olduğunu, Yahudilerin ahlaka aykırı
faaliyetlerinden bölge halkının rahatsız olduğunu savunmuştu.
Husi
“Yahudileri kovanlar arasında bizden bazıları da var. Fakat sorun,
direk bizim cemaatimizle alakalı değil. Bölge halkıyla Yahudiler
arasında sorun. Halk, Yahudilerle yaşadığı sorunlar hakkında
yetkililere şikayette bulundu. Fakat çözüm bulunamadı” demişti.
Husi,
hareketin yayın organı olan Minber.net’e yaptığı açıklamasında İsrail
karşıtı attıkları sloganlarla, “Siyonizm’i destekleyen Yahudiler’i”
hedeflediklerini, İsrail’in Filistin ve Lübnan’daki katliamları
desteklemeyen Yahudiler’in karşısında olmadıklarını söylemişti.
Husiler,
bölgedeki Yahudler’le ilgili soruna ilişkin duruşlarını ilan ettikleri
saatlerde Yemen hükümeti, Yahudi ailelerini Saada şehrinin Salim
bölgesindeki Sana’ya nakletti ve onlara konut imkanı sağladı. Fakat bu
sorun tamamen çözüme kavuşmadı, 2008 yılında da devam etti.
Orduyla
Husiler arasında 2007 yılının ilk aylarında başlayan çatışmalar, Mart
ayında şiddetlendi. Her iki taraf da büyük kayıplar verdi.
Fakat
bu çatışmalar, mücadelede dönüm noktası oldu. Çünkü Husiler, hükümetin
kendilerini tasfiye planlarına karşı artık ağır silahlar kullanmaya
başladı. Husi hareketinin 30.05.2007 tarihinde yaptığı açıklamasında, 5
tankın imha edildiği, Kahlan ve Akvan’daki askeri karargahların ele
geçirildiği belirtildi. Diğer yandan Razih, Marran, Beni Muaz ve Ali
Sayfi’de de çatışmalara devam edildi.
31.05.2007 tarihinde ordu,
Saada şehrindeki bir pazara füze fırlattı. 10 sivilin öldüğü, 30
sivilin de yaralandığı saldırıyı gerçekleştiren ordu “yanlışlık” oldu
açıklamasında bulundu.
Katar ve Birinci Doha Anlaşması
Mayıs
ayının son günlerinden Katar devreye girdi ve taraflar arasında ateşkes
anlaşmasında ittifaka varıldı. Yemen hükümeti Katar’a verdiği sözde
yine sadık kalmadı ve yer yer Husiler’i hedef alan saldırılarına devam
etti.
Anlaşmanın şartları arasında, karşılıklı olarak esirlerin
serbest bırakılması, Husiler’in ele geçirdiği bölgelerden çekilmesi,
ordunun da şehir merkezlerinden çıkması yer almaktaydı.
Husiler,
çok sayıda askeri serbest bıraktı, kontrolü altında bulundurduğu
bölgeleri hükümete devretti. Fakat hükümetin saldırıları yine sona
ermedi.
Orduya ait bir tank, Macaz’da yol kenarındaki bir
taksiyi 05.06.2007 tarihinde ezdi. Aracın içerisindeki bir kadın ve 4
çocuk bu saldırıda öldü. Manbah’ta bir ev yine tanklarla, evdekilerin
başına yıkıldı. Aynı gün Yemen ordusunun hava ve kara saldırıları devam
etti. Duhyan, Talh, Ali Sayfi, Kahlan, Safra’ ve Dimac’ta çok sayıda
sivil öldürüldü.
Katar’ın arabuluculuğunda varılan anlaşma,
Yemen ordusunun Katabir’e 27.06.2007’de düzenlediği bombalı saldırıyla
bir kez daha ihlal edildi. BBC’nin haberine göre çıkan çatışmalarda 6
asker ve 20’den fazla Husi yaralandı.
04.07.2007 tarihinde
başkan Salih, Katar’ın sürdürdüğü uzlaşı çabalarını yok sayan bir
açıklama yaparak, Husiler’le anlaşmaya varmayacaklarını söyledi. Salih,
Husiler’in silahlarıyla birlikte teslim olmaları gerektiğini ilan etti.
Buna karşılık olarak Husi lider Abdulmelik, esir askerlerden 64
tanesini daha serbest bıraktığını açıkladı.
Aynı dönemde
Katar’ın uzlaşı çabaları da devam etmekteydi. Fakat Katar heyeti, Yemen
hükümetindeki bazı odakların anlaşmayı engellemekle suçladı ve Temmuz
ayının son günlerinde Yemen’i terk etti.
Yahya Husi, 12
Ağustos’ta yaptığı açıklamasında, tüm şehirlerin kontrolünü, hükümet
binalarını teslim ettiklerini, bunun karşılığında halka
saldırılmamasını ve ordunun şehir merkezlerinden çekilmesi dışında
başla bir isteklerinin olmadığını açıkladı.
Katar’ın
arabuluculuğunda varılan uzlaşı kapsamında ilk adımı atan Husiler,
çatışmalar sırasında ele geçirdikleri 50’den fazla şehir ya da dağdan
05.07.2007’de çekildi.
Boşaltılan yerlerden bazıları, Kataf,
Safra’, Macaz, Ğamar, Bakum, Katabir, Sakin ve Sahhar’dı. Husiler üç
gün sonra da 67 askeri serbest bıraktı.
Abdulmelik, hükümetin
de anlaşmanın şartlarına bağlı kalmasını istedi. Abdulmelik,
07.07.2007’de başkan Salih’e gönderdiği mektubunda, anlaşmaya bağlı
kaldıklarını belirterek, tüm mevzilerden çekildiklerini bildirdi.
Bugün
Yemen ordusuna destek veren Suudi Arabistan ordusuna ait birlikler,
04.06.2007 tarihinde, Nicran adlı bölgeye doğru ilerleyerek Yemen
ordusuna destek verme girişimimde bulundular. Husi liderlerden Yahya
Husi, Suud hükümetine çağrıda bulunarak, Yemen ordusuna verdiği desteği
sona erdirmesini istedi.
Katar ve İkinci Doha Anlaşması
2008
yılına gelindiğinde, beşinci savaşın çok fazla uzak olmadığı ortaya
çıktı. Abdulmelik Husi’ye, 2008 yılının ilk günlerinde “İstekleriniz
yerine getirilmezse beşinci savaşı başlatacak mısınız?” şeklindeki
soruya “Dikkat edin! Biz, savaş başlatmadık ve başlatmayız da. Biz,
kendimizi savunuyoruz. Savaşı başlatan, Yemen hükümetidir.
Şayet
beşinci savaşı başlatırsalar, ülkeyi tehlikeli bir gelecek
beklemektedir. Ülkeyi imar etmesi gereken hükümet, bugün ülkeyi yerle
bir etmektedir.
Bizim iyi niyetimizin delili, kontrolümüzde olan
50 dağdan, 8 şehirden çekilmemiz, yolları açmamız, esir aldığımız
askerleri serbest bırakmamız, bazı mayınlı arazilerden mayınları
temizlememizdir. Fakat hükümet, anlaşmanın hiçbir maddesine uymadı,
tutukluları serbest bırakmadı” yanıtını verdi.
Her ne kadar
Haziran 2007’de ateşkese varılsa da arabulucunun Katar olmasına rağmen
bu ateşkes de öncekiler gibi başarılı bir şekilde hayata geçirilemedi.
2008 yılının ilk haftasında ordunun başlattığı saldırılarda, çok sayıda Yemenli öldü.
Ocak
ayı içerisinde ordu, Matra, Melahit ve daha bir çok şehri savaş
uçakları ve tanklarla bombaladı. Bu çatışmalarda en az 25 asker ve Husi
öldü. Bu olay, “beşinci savaş mı başlıyor?” sorularını akla getirdi.
11.01.2008
tarihinde Matra’da bir vatandaşın evine füze isabet etti. Ordu, sadece
“yanlışlıkla” oldu demekle yetindi. 13.01.2008’de, askerlere “biz,
siviliz” çağrısında bulunan Saada’lılar kurşun yağmuruna tutuldu. Bu
saldırıda, 2 kişi öldü, 17 kişi yaralandı, 40 kişi de tutuklandı.
Şubat
2008’de taraflar, Katar’ın arabuluculuğunda yine bir araya gelerek
Temmuz 2007’de varılan ateşkesin maddelerinin hayata geçirilmesi
hususunda ittifaka vardı. 01.02.2009 tarihinde imzalanan anlaşmaya
Yahya Husi, Husi hareketi adına; Ali Muhsin Ahmar da hükümet adına
katıldı.
Doha’da anlaşmanın gerçekleştiğini duyurduğu
saatlerde el Cezire televizyonu, Saada şehrinin özellikle de Haydan
bölgesinin ordu tarafından bombalandığı haberi geçti. 3 Şubat’ta
ordunun Haydan şehrine düzenlediği bombardımanda bir sivil ölürken üç
ev de yerle bir oldu.Buna karşılık Abdulmelik Husi, yayınladığı basın
açıklamasında, hükümetin istemesi halinde ateşkesin çok kolay
sağlanacağını vurguladı.
Ve Katar’ın bu çabaları, yerel,
bölgesel ve uluslar arası güçlerin karşı çıkmasından ötürü başarıyla
sonuçlanmadı. İlk dört savaştan daha şiddetli olan beşinci savaş,
başladı.
İsrail Karşıtı Sloganlar, Kanlı Bastırıldı
10.03.2008
tarihinde Saada şehrindeki hapishanesinde tutuklu bulunan Husiler’den
oluşan tutukluların üzerine kurşun yağdırıldı, gaz bombaları fırlattı.
Sonuç; 7 ölü ve onlarca yaralı.
Yemen hükümetinin emriyle
gerçekleştirilen bu saldırının tek gerekçesi, Husi mahkumların
“Amerika’ya ölüm, İsrail’e ölüm, Kahrolsun Yahudiler, Zafer
İslam’ındır” sloganını tekrarlamakta ısrar etmeleriydi.
Yemen
hükümeti, Saada şehrinde yapılacak kutlu doğum haftası etkinliklerini
engellemek için çok sayıda Husi taraftarını, 20 Mart tarihinden
itibaren tutuklamaya başladı.
Yahudi Sorunu Yine Gündemde
05.04.2008
tarihinde Saada şehrindeki Yahudlerle ilgili kriz tekrardan patlak
verdi. Yemen hükümeti yine Husi yanlılarını Yahudilere saldırmakla
suçladı.
Uzmanlara göre hükümet, Husi sorunundan tamamen
kurtulmak için başlattığı saldırılarda uluslararası toplumdan destek
bulabilmek için Yahudiler’le ilgili sorunu kendisi yaratmıştı. Çünkü
hükümet, bir yıl önce meydana gelen dördüncü savaşı da Yahudilere
düzenlenen saldırılar sonrasında başlatmıştı.
Husiler, Nisan
ayının ilk haftasında ortaya atılan “Yahudilere saldırı” haberlerine
ilişkin resmi açıklama yaptı. Açıklamaya göre Salim bölgesindeki bazı
hahamların boş olan evlerine sızan bazı milisler, Husi taraftarlarına
ateş açtı. Husiler de savunma amaçlı bu saldırılara karşılık verdi. Ve
haber, “Husiler, Yahudilere saldırdı” şeklinde dünyaya duyuruldu.
Mayıs
2008’de yenide başlayan çatışmalar, binlerce Yemenlinin çatışma
bölgelerini terk ederek mülteci konumuna düşmelerine yol açtı. Böylece
2004 yılında başlayan çatışmalar yarattığı mülteci sorununda sayılar,
100 bini aştı.
Beşinci Savaş Başlıyor
Husi
lider Abdulmelik, Yemen hükümetini uyararak, beşinci savaşın Yemen’in
kuzey ve güneyini tutuşturacağını hatırlatmıştı. Husi “Hükümet, bize
karşı topyekün savaş başlatıyor. Savaş, Yemen’in çıkarına değil. Biz,
savaşa her zamankinden daha fazla hazırız. Kendimizi savunmak için bir
çok cephede, hükümetle mücadele etmeye hazırız” demişti.
Mayıs
ayının ilk günlerinde Abdulmelik Husi, ismini açıklamadığı bazı
odakların, Katar’ın barış çabalarını başarısızlığa uğratmak için
çalıştığını söyledi. Bundan kısa bir süre önce de Katar’da hükümet
adına barış görüşmelerine katılan Ali Muhsin Ahmar’ı “Yemen’de iç savaş
çıkarmak ve Amerika’nın projelerini uygulamakla” suçlamıştı. Husi,
Ahmar’ın “kuzey bölgesindeki kabileleri, kendisine karşı kışkırtmakla”
suçlamıştı.
Husi’nin bu açıklamasının üzerinden fazla zaman
geçmeden ordu, beşinci savaşa başladı. Husiler’in olduğu bölgeler bir
kez daha yoğun bir şekilde bombalamaya hazırlandı.
03.05.2008
tarihinde Husiler, Suudi Arabistan’dan 225 milyon riyal mali destek
alan başkan Salih’in bir hafta içerisinde savaşa başlayacağı haberini
aldı. Ordu, bir yandan beşinci savaşa hazırlanırken Amerikalı bazı üst
düzey komutanlar Saada şehrine ulaştı.
11.05.2008 tarihinde
başta Saada şehri olmak üzere Husiler’in bulunduğu tüm bölgeler,
tanklar ve savaş uçaklarıyla bombalandı. İlk gün düzenlenen saldırıda,
çocuk ve kadınlardan oluşan 11 kişi enkaz altında kaldı. Saada şehrinin
telefon hatları kesildi. Mayıs ayının ilk günlerinde başlayan beşinci
savaşın bir haftalık bilanço, 57 ölü, 70 yaralıydı.
Yemen
ordusunun hava ve kara bombardımanına rağmen Husiler, kana kan dişe diş
mücadele verdi. Çatışmaların başladığı ilk günlerde, silah yüklü bir
kamyonu ele geçiren Husiler, çok sayıda tank ve zırhlı aracı imha
etmeyi başardı.
Savaşın üzerinden bir ay geçtikten sonra
Husiler, Yemen ordusuna ait 100’den fazla tank ve askeri aracı imha
etti, en az üç savaş uçağını düşürdü. Yemen ordusunun bu haberi
yalanlaması üzerine Husiler, imha edilen tankların görüntülerini
yayınladı. (Bu görüntülere, İsra Haber’in video bölümünde
izleyebilirsiniz.)
Askeri anlamda Husiler’e karşı bir üstünlük
sağlayamayan ordu, sivil yerleşim bölgelerini bombalayarak, bebekleri
katlederek Husiler’den intikam aldı.
Yahya Husi, 15 Haziran’da
uluslararası topluma çağrıda bulunarak savaşın durdurulmasını istedi,
Doha anlaşmasına bağlı kaldıklarını açıkladı.
Çatışmaların
üzerinden iki ay geçtikten sonra Yemen ordusu, ağır bir hezimetle karşı
karşıya olduğunu farkına vardı ve gönülsüz olarak Katar’ın araya
girmesine izin verdi. Katar tekrardan devreye girerek hükümet ile
Husiler arasında uzlaşı ortamını sağlamaya çalıştı.
Yemen Devlet
Başkanı Salih, 2008 yılının Temmuz ayında kameraların karşısına geçti
ve ateşkes ilan ettiğini açıkladı. Salih, ateşkesin şartlarına ilişkin
net bir açıklamada bulunmadı.
20 Temmuz’da ordu, Saada ve çevre
bölgelerden çekilmeye başladı. Halk, ordunun çekilişini zafer olarak
kabul etti, kutlamalara başladı.
Husi lider Abdulmelik,
anlaşmaya sadık kalarak 200 esir askeri serbest bırakırken, ordu yine
anlaşmaya bağlı kalmadı ve Husi esirleri serbest bırakmadı.
2008 yılının son günlerine gelindiğinde Yemen, yeni bir savaşın hazırlıklarına başladı.
Yemen
ordusu yeni savaş için silahlar aldı. Haaretz gazetesinin Kasım 2009’da
yayınladığı bir haberinde İsrail’in Yemen’e silah satılması için
İsrailli silah tüccarlarına izin verdiğini duyurdu. Bu tarihe kadar
İsrail, düşman olarak kabul ettiği (İsrail’i tanımadığı için) Yemen’i
düşman ülkeler listesinde görmekteydi.
Altıncı Savaşa Adım Adım
2009
yılına da çatışmalarla girildi. Aynı dönemde İsrail, Gazze’de
katliamlar işlemekteydi. Husiler, Gazze’deki katliamları,
düzenledikleri gösterilerle protesto etti. Yemen ordusu, Saada şehrinde
14.01.2009 tarihinde düzenlenen İsrail karşıtı gösteriye müdahale etti,
onlarca Husi taraftarını tutukladı.
Husi hareketinin çağrısıyla
düzenlenen gösteriye binlerce Yemenli katılmış, gösterilerde ”Zillet
bizden uzaktır. Gazze, ümmetin nabzıdır. Lebbeyk Ya Huseyn” yazılı
pankartlar taşınmış, her zaman olduğu gibi “İsrail’e ölüm, Amerika’ya
ölüm, Kahrolsun Yahudiler, Zafer İslam’ındır” sloganları atılmıştı.
Yemen
askerlerinin 18.01.2009 tarihinde Beni Muaz bölgesinde açtığı yaylım
ateşi sonucunda, bir Yemenli sivil öldü. Aynı gün Yemen
hapishanelerinde tutuklu bulunan bazı Husiler’in işkence sonucunda
öldükleri haberi geldi.
Yemen hükümeti, Ocak ayı içerisinde,
ateşkesin temel şartlarından birisi olan, savaşta zarar görenlerin
%98’inin tazminatlarının ödendiği duyurdu. Husiler ise bu haberin
aslının olmadığını açıkladı. Yemen ordusu, bölgedeki askeri etkinliğini
artırdı. Saada şehri ile Dahyan arasında kontrol merkezi oluşturdu.
Yemen
ordusunun bu duruşuna karşı Husi hareketi 24 Ocak’ta, esir aldığı 30
askeri serbest bıraktı. Husi hareketi, iyi niyet göstergesi olarak bunu
yaptığını açıkladı.
Buna karşılık Yemen hükümeti, 26.02.2009
tarihinde, Saada şehrindeki merkez hapishanesinde tuttuğu 30 tutukluyu,
meçhul bir yere götürdü. Tutuklulardan bir daha haber alınamadı.
Yemen
askerleri, Mart ayının ilk haftasında Hz. Peygamber’in doğum günü
münasebetiyle düzenlenen kutlamalara katılanların üzerine, kurşun
yağdırdı. Bazı vatandaşlar yaralandı.
07.07.2008 ile 09.03.2009 tarihi arasında Yemen ordusunun öldürdüğü Husi ve sivillerin sayısı 85 olarak açıklandı.
Saldırıların
arkası kesilmedi. Biri biterken diğeri başladı. 23.03.2009 tarihinde el
Mecd adlı bir ilkokul, Yemen ordusu tarafından vuruldu. Çok sayıda
öğrenci yaralandı. 27 Mart’ta Maran bölgesini hedef alan saldırılarda
ise 10 sivil yaralandı.
Hükümete çağrıda bulunarak, Yemen
halkına zarar veren bu saldırıları durdurmasını isteyen Husi lider
Abdulmelik, “Biz, kendimizi savunmak için elimizden gelen her şeyi
yapacağız. Biz, Allah’a güveniyoruz. O, zalimlere karşı, bizim
yanımızdadır” dedi.
04.04.2009 tarihinde Husiler, Yemen
ordusunun yasa dışı silahları da kullanmak suretiyle, kısa bir süre
sonra, kendilerini tamamen ortadan kaldırmayı hedefleyen bir operasyon
başlatacağı haberini aldı.
Saada şehrindeki koas ortamı devam
etti. Ordu, askeri merkeze dönüştürdüğü okullardan sivillere ateş açtı.
30.04.2009’da Husi kaynaklar, Yemen ordusunun altıncı savaşa
hazırlandığını duyurdu.
Mayıs ayının sonlarına gelindiğinde
ordu, Saada şehri çevresindeki askeri güçlerini artırdı, savaş uçakları
Saada üzerinde uçmaya başladı. 25.05.2009’da Tehama ve Razah’a
düzenlenen saldırıda çok sayıda sivil yaralandı.
Hükümetin
ateşkes ilanına rağmen saldırılara devam etmesinin tehlikeli boyutlara
ulaşacağını ifade eden Husi lider Abdulmelik, 07.06.2009 tarihinde
yayınladığı açıklamasında “Biz, dini sorumluluğumuz gereği, mazlumlara
yardım etmekten geri durmayacağız. Yemen hükümetinin işlediği bu
saldırılara karşı yanıt hakkımız, saklıdır. Uygun bir zaman ve mekanda
hükümete karşılık vereceğiz” dedi.
26.06.2009 tarihinde
Abdulmelik, Yemenli askerlerden 25 tanesinin daha serbest bırakılması
kararına vardı. Husi, bu adımı atmasına karşı Yemen ordusu,
hapishanelerde işkencelere devam ediyor, Husi tutukluları serbest
bırakmamaktaki ısrarını korumaktaydı. Bundan üç gün sonra Maran
bölgesindeki köylüler yaylım ateşine tutuldu.
Temmuz ayının son
günlerine gelindiğinde ordu, Husi bölgelerini hedef alan saldırılarını
artırdı. 27 Temmuz’da Hasama bölgesine düzenlenen saldırıda çoğunluğu
çocuk ve kadın olmak üzere en az 10 kişi öldü.
Husi hareketi tarafından 30 Temmuz’da yapılan saldırılarda, Suudi Arabistan’ın Yemen ordusuna, destek verdiğini açıkladı.
Temmuz ayından sonra bölgede gerginlik had safhaya yükselirken Yemen ordusu da asker sevkiyatına devam etti.
Ağustos
ayında da çatışmalar devam etti. 7 Ağustos’ta Kehlan bölgesine füze
saldırısı düzenlendi. Füze, bir eve isabet etti. Evdeki ailenin tamamı
bu saldırıda öldü. Husi hareketinin lideri Abdulmelik, hükümete bir kez
daha çağrıda bulunarak, soruna köklü ve barışçıl çözüm bulunmasını
istedi.
8 Ağustos’ta Sana’daki hava askeri üssünde hareketlilik
başladı. Husiler, ordunun hava destekli geniş çaplı bir savaşa
başlayacağı istihbaratını aldı. Savaş haberine rağmen Husi lider
Abdulmelik, tansiyonun düşürülmesi ve iyi niyet göstergesi olarak 24
esiri serb
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
:: Etiketler : husiler,yemen,suuud,saada,husi savaş
|
|
Hakkımda
ق
Kategoriler
Etiket Bulutu
Patani müslümanları patani malezya malay tayland husiler yemen suuud saada husi savaş ya rasulallah mahmud şevket bayram yüreğimde öyle bir sevgi varki taner yüncüoğlu ya öl yada diril artık israil amerika amerika askeri üsleri şamil basayev çeçen lider israil hizbullah kansız israil sivil savunma nedir? sos 1980 yakın türkiye zihni kontrol edilen zihin kontrolü
Arkadaşlarım
muhammed bayram Blogcu Yardım drsaglik nehrewan zalim ...
|